Yirminci yüzyılın ortasından itibaren birbirinden keskin biçimde ayrışan iki felsefe geleneği, Paris'te düzenlenen uluslararası sempozyumda tartışma zemini buldu. Analitik kıta felsefesi diyaloğunu canlandırmayı hedefleyen etkinliğe Kuzey Amerika, Avrupa ve Türkiye'den akademisyenler katıldı. Sempozyumun açılış panelinde analitik kıta felsefesi ayrımının ne ölçüde yöntemsel, ne ölçüde coğrafi ve ne ölçüde kurumsal bir farklılaşmadan kaynaklandığı sorgulandı. Katılımcı filozofların büyük çoğunluğu, iki geleneğin birbirinden tamamen yalıtılmış olmadığını ve son on yılda ortak konular üzerinde artan bir örtüşme gözlemlendiğini savundu. Etkinlikte analitik kıta felsefesi arasındaki köprü kurucu çalışmalar özellikle öne çıkarıldı. Dil felsefesi, zihin felsefesi ve sosyal ontoloji gibi alanlarda her iki gelenekten akademisyenlerin ortak yayınlar ürettiğine dair somut örnekler sunuldu. Konuşmacılar, özellikle normatif etik üzerine yürütülen tartışmalarda bu yakınlaşmanın belirginleştiğini ifade etti. Türkiye'den katılan filozoflar, analitik kıta felsefesi ikilemini Türk akademyasının kendine özgü konumu çerçevesinde ele aldı. Türk üniversitelerinde Kıta felsefesinin tarihsel olarak daha ağırlıklı yer tuttuğunu, ancak son kuşak akademisyenlerin analitik felsefeye yönelik artan bir ilgi sergilediğini vurguladılar. Sempozyum sonuç bildirgesi, her iki geleneğin güçlü yanlarını bütünleştirecek müfredatlara olan ihtiyacı vurgulayan öneriler içeriyor. Felsefe eğitiminde tekil geleneklere mahkum kalmak yerine çoğulcu bir yaklaşım benimsenmesini savunan bu öneriler, özellikle lisansüstü program tasarımında yankı uyandırıyor.