Meslek lisesi deneyimi benim için bir seçim değil, bir yönlendirilme olarak başladı. Sınav puanım yeterince iyi değildi. Danışman öğretmen, meslek lisesinin bana "daha uygun" olduğunu söyledi. Ben de kabul ettim. O ilk yıl, neden buradayım diye sorduğum çok an oldu. Çevremdeki insanlar "düz lise" okuyordu, "üniversiteye gidecekler" deniyordu. Meslek lisesi deneyimi, bir aşağı sınıf gibi hissettirilmek demekti çoğu zaman, ve bu hissin kaynağı çevreden geliyordu. Ama mesleğime girdiğimde bir şey fark ettim. Uygulamalı eğitim aldım. Stajlarım vardı. İlk iş görüşmemde "bunu daha önce yaptınız mı?" sorusuna evet diyebildim. Düz liseden gelen bazı arkadaşlarım sıfırdan başlıyordu; ben ilk adımları zaten atmıştım. Meslek lisesi deneyiminin bende bıraktığı en büyük iz şu: Öğrenmenin soyut olmadığını, yaparak olduğunu erken öğrendim. Bu benim çalışma şeklimi şekillendirdi. Teoriyle başlamak yerine önce denerim, sonra arkasını anlamaya çalışırım. Pişmanlık meselesine gelirsek, evet, bazen pişman oldum. Üniversiteye gitme sürecinde daha dar bir yoldan geçtim. Bazı kapılar kapalıydı, bazılarını sonradan açtım. Bu gerçek. Ama pişmanlık tek boyutlu değil. O meslek lisesi yılları beni hem işe hazırladı hem de bana bir şeyi gösterdi: Etiket seni tanımlamıyor, ne yaptığın tanımlıyor. Bunu erken öğrenmek kötü bir şey değil.