Tarih dersi eleştirisi Türk eğitim gündeminin sürekli dönen ama nadiren çözüme kavuşan konularından biri. Orta öğretim tarih ders kitaplarına bakan biri, yıllarca değişmeyen bir format görüyor: kronolojik sıra, isimler, tarihler, savaşlar ve antlaşmalar. Öğrencilerden beklenen çoğunlukla bu bilgileri ezberleyip sınavda yeniden üretmek. Tarih dersi eleştirisi açısından bu yaklaşımın temel sorunu şu: tarih bir bilgi yığını değil, bir analiz disiplini. Tarihsel kaynak okuma, kanıt değerlendirme, farklı yorumları karşılaştırma ve geçmişten bugüne bağlantılar kurma gibi beceriler, ezbere dayalı müfredatta büyük ölçüde görünmez kalıyor. Bu sorun pedagojik değil mi, yoksa siyasi mi? İki boyut da devrede. Pedagojik açıdan, tarih öğretmenlerinin büyük bölümü tarihsel araştırma metodolojisi konusunda derinlemesine eğitim almıyor. Siyasi açıdan ise eleştirel tarih okumaları zaman zaman ulusal anlatılarla çatışabiliyor. Müfredatın hangi yorumları içerip hangilerini dışarıda bıraktığı her zaman bir güç sorusu. Tarih dersi eleştirisi bu tabloda bazı somut sorular soruyor. Öğrenciler birden fazla kaynağı karşılaştırarak değerlendirmeyi öğreniyor mu? Tarihsel olayların farklı gruplar açısından ne anlama geldiğini sorgulayabiliyor mu? Geçmiş deneyimleri günümüz sorunlarıyla bağlantılandırabiliyor mu? Bunların cevabı büyük ölçüde hayır ise, ders "tarih" anlatıyor ama tarihsel düşünce öğretmiyor demektir. Analitik tarih öğretiminin örnekleri var; Avrupa'daki bazı ulusal müfredatlar belge analizini ve tartışmayı merkeze alıyor. Bu yaklaşımların tamamen aktarılması bağlamsal farklılıklar nedeniyle doğrudan mümkün olmayabilir. Ama tarih derslerinde ezber yerine analiz ağırlığına doğru kayan bir dönüşüm için çaba harcanabilir ve bu dönüşümün önündeki engeller açıkça tartışılabilir.