Pragmatizm realizm bilgi felsefesi karşılaştırması, epistemolojinin en köklü tartışmalarından birini temsil ediyor. Her iki yaklaşım da bilginin ne olduğu ve doğruluğun nasıl belirleneceği konusunda birbirinden keskin biçimde ayrılan yanıtlar üretiyor. Realizm, zihinten bağımsız bir dış dünyanın var olduğunu ve bilginin bu dünyaya ilişkin doğru temsiller üretmek anlamına geldiğini savunur. Doğruluğun ölçütü, önermenin gerçeklikle uyumudur (correspondence theory). Bu çerçevede bilimsel açıklamalar, gerçekten var olan nesnelere ve süreçlere gönderme yapar; başarılı bilimin açıklayıcı gücü, bu göndermenin doğruluğunun kanıtıdır. Realizm bu açıdan bilimsel bilgiyi epistemolojik açıdan ayrıcalıklı bir konuma yerleştirir. Pragmatizm realizm bilgi felsefesi gerilimi şu noktada ortaya çıkar: Pragmatizm doğruluğu gerçeklikle uyumda değil, pratikte işe yaramada arar. William James için doğru bir inanç, deneyim içinde karşılıklı uyum sağlayan, eylemleri yönlendiren ve uzun vadede işlevini koruyan inançtır. Charles Sanders Peirce ise araştırmacı toplulukların uzun vadeli mutabakatını gerçeğin ölçütü olarak önerir. Anlam da bu perspektiften bakıldığında ifadenin pratik sonuçlarında gizlidir. Her iki tutumun güçlü ve zayıf yanlarını karşılaştırırsak: Realizmin en güçlü argümanı bilimin başarısından geliyor, eğer teoriler dünyayı doğru temsil etmeseydi, bu kadar tutarlı tahminler üretemezdi. Ancak realizm, gözlem bağımsız bir gerçekliğe nasıl erişebildiğimizi açıklamakta sıkışıyor. Pragmatizmin güçlü yanı ise epistemolojik mütevazılık; kesin ve mutlak bilgi iddiasından kaçınıyor. Ancak eleştirmenler, "işe yarayan" ölçütünün ahlaki ve politik alanda tehlikeli sonuçlara yol açabileceğini vurguluyor. Scientifc realism tartışmaları bağlamında pragmatizm realizm bilgi felsefesi meselesinin nasıl şekillendiği özellikle ilgi çekici. Teori yüklü gözlem (theory-laden observation) argümanı, ham gerçekliğe doğrudan erişimin mümkün olmadığını ortaya koyuyor ve realizmi zayıflatıyor. Öte yandan yapay zekanın ürettiği açıklamalar alanında pragmatist bir ölçüt, "bu model tahmin açısından işe yarıyor mu?", pratikte sıklıkla başvurulan bir değerlendirme biçimine dönüşmüş durumda. İki tutum arasındaki seçim, yalnızca soyut felsefi bir tercih değil; bilimi nasıl anlayacağımız, yanlışlanabilirlik ilkesine nasıl bakacağımız ve hakikatin sosyal boyutunu nasıl değerlendireceğimiz konularında doğrudan sonuçları olan bir tutum alıştır.