Taş koleksiyonculuğu hobim bir sahil yürüyüşünde başladı. Elime aldığım yuvarlak, parlak bir taş bende bir şey uyandırdı, bırakmak istemedim. Onu evime getirdim. Bir hafta sonra ikincisini buldum. Koleksiyon böyle başladı. Taş koleksiyonculuğuna girdikçe hiç düşünmediğim detaylarla karşılaştım. Birincisi: taşları tanımlamak düşündüğümden zordu. Pembe taş kuvars mı, rose quartz mu, rhodonit mi? Bunları birbirinden ayırmak görsel rehberler, loupe büyüteci ve bazen laboratuvar testi gerektiriyor. Ben 'güzel taş' koleksiyonu yaparken farkında olmadan mineraloji öğreniyordum. Depolama da beklenmedik bir konu oldu. Taş koleksiyonculuğu ilerledikçe yer sorunuyla karşılaştım. Küçük vitrinler, etiketlenmiş kutular, mineral kağıdı, bunlar olmadan koleksiyon sıradan bir yığına dönüşüyor. En çok şaşırdığım şey ise yasal kısıtlamalardı. Bazı ülkelerde belirli maden bölgelerinden taş toplamak yasak. Türkiye'de de bazı koruma alanlarında bu kısıtlamalar geçerli. Bunu bilmeden toplamak sorun yaratabilir. Taş koleksiyonculuğu bana yavaşlamayı öğretti. Yerde bir taş görmek, onu almak, incelemek, hızlı bir dünyada yavaş ve dikkatli bir eylem. Koleksiyonumda şu an seksen üç taş var. Her birini nerede bulduğumu hatırlıyorum.