Uyarlama film sadakati analizi, sinema eleştirisinin en köklü tartışmalarından biri etrafında şekilleniyor: Bir film kaynağına ne kadar sadık kalmalı? Bu soru salt estetik değil, medya biçimlerinin farklılığını ve anlatı dilini anlama meselesi. Kitap ile sinema arasındaki temel gerilim, iç ses sorununda somutlaşıyor. Romanlarda iç düşünce akışı, iç monolog ve anlatıcı sesi anlatının motoru olabilir. Sinemada bu araçlar doğrudan aktarılamaz; aksiyona, diyaloğa, görsel metafora veya ses tasarımına çevrilmesi gerekiyor. Bu çeviri sürecinde kaçınılmaz kayıplar ve kazanımlar var. Uyarlama film sadakati analizi, metin dışı bir soruyla başlamalı: Uyarlama neyi korumayı hedefliyor? Eğer hikaye yapısı korunacaksa sahnelerin, karakterlerin ve diyalogların değişmesi bu sadakati bozmaz. Eğer ton ve atmosfer korunacaksa hikayeyi baştan aşağı dönüştürmek bile orijinal ruhu taşıyabilir. Sadakat tartışması zaman zaman izleyici beklentisi ile eleştirmen değerlendirmesi arasında da ayrışıyor. Romanı okuyup sevmiş bir izleyici için yapılan değişiklik bir ihanet gibi hissedilebilir. Ama sinemaya özgü bir şeyi deneyimlemek için gelmiş biri için aynı değişiklik yönetmenin cesareti olarak okunabilir. Tür sinemasında bu denge başka türlü kurulur. Bir grafik romanın uyarlaması söz konusu olduğunda görselin görsel ortama taşınması daha yakın çeviri imkânı sunar. Ama biyografik uyarlamalarda tarihsel doğruluk ile dramatik anlatı arasındaki gerilim her zaman var. Uyarlama film sadakati analizi için üç kriter işlevsel: Kaynak materyalin ne tür bilgi sunduğu, bu bilginin sinematik araçlarla taşınma kapasitesi ve yönetmenin bu taşıma için önerdiği yorum. Bu üç parametre yüksek olduğunda bir uyarlama hem özgün hem sadık olabiliyor; birinde boşluk oluştuğunda tartışma kaçınılmaz hale geliyor.