Boş ana sayfa deneyimi düşündüğümden çok daha derin bir yere gitti. Bir içerik üzerine okuduğum yazıda "tarayıcını her açtığında karşılaştığın şey, o gün neler yapacağını belirliyor" cümlesini gördüm. O kadar basitti ki ciddiye almadım. Ama aklımda kaldı. Bir hafta sonra denemeye karar verdim. Tarayıcımın ana sayfasını tamamen boş bıraktım. Boş, beyaz, hiçbir şey yok. Ne haber sitesi, ne sosyal medya kısayolu, ne de dikkatimi çekecek bir "önerilen" kutucuğu. İlk gün garip hissettim. Tarayıcıyı açtım, beyaz sayfayla karşılaştım ve ne yapacağımı bilemedim birkaç saniye. Sonra adres çubuğuna yazdım ve işimi yaptım. "Bu kadar mıymış?" dedim. İkinci gün fark ettim ki normalde tarayıcıyı açar açmaz ana sayfadaki bir başlığa tıklıyordum. Çünkü oradaydı. Dikkatimi çekiyordu. Ve bir anda yarım saat geçmişti, ne okumak istediğimi tam bilmeden. Boş ana sayfa deneyimi bunu kesti. Tarayıcıyı açmak artık otomatik bir dikkat yönlendirme anlamına gelmiyordu. Üçüncü hafta şunu fark ettim: Çok daha az ama çok daha bilinçli geziniyordum. Haber okumak istediğimde okuyordum, ama sadece o amaçla. Sosyal medyaya bakmak istediğimde bakıyordum, ama rastlantısal bir tıklamanın sonucu değil, bilinçli bir tercih olarak. Boş ana sayfa deneyiminin en ilginç yan etkisi dikkat sürelerimde oldu. İlk iki haftada uzun bir içeriği bitirmek için genellikle mücadele etmem gerekirdi. Dört beşinci gün kendimi bir makalenin ortasında değil, sonunda buluyordum. Kesintisiz okumuştum. Bir ay bitti ve tarayıcımın ana sayfası hâlâ boş. Geri dönmek için bir neden bulamıyorum. Eski haline getirirsem ne kazanırım? Açık cevap yok. Ama boş bırakırsam ne kazanırım? Bunu bir aylık deneyimle yaşadım: Her oturuma biraz daha niyetli giriyorum. Burada öğrendiğim şeyi bir cümleyle özetleyeyim: Tarayıcı açılış sayfası küçük bir tercih gibi görünüyor ama her gün onlarca kez verilen bu tercih, dikkatinizin nereye aktığını belirliyor. Boş sayfa, bu kararı siz vermeden önce kimsenin vermediği anlamına geliyor.