Kadın yönetmen sinema dağıtımı meselesi, hem küresel hem de Türkiye özelinde belgelenmiş bir yapısal eşitsizliğe işaret ediyor. Prestijli festival seçkilerinde, büyük yapım şirketlerinin filmografilerinde ve sinema salonlarının gösterim programlarında kadın yönetmenlerin oranı erkek meslektaşlarının çok gerisinde. Bu durum tesadüf mü, yapısal bir engel mi? Kadın yönetmen sinema dağıtımı alanında yapılan araştırmalar tutarlı bir örüntü ortaya koyuyor. Hollywood yapımlarında ve büyük Avrupa sinemasında yönetmenlik koltuğunda kadınların oranı uzun yıllar boyunca yüzde on ile on beş civarında seyretti. Türkiye'de bu oran küçük bağımsız yapımlar dahil edildiğinde biraz daha yükseliyor, büyük bütçeli projeler söz konusu olduğunda ise önemli ölçüde düşüyor. Finansmana erişim sorunu kritik bir engel. Büyük yapım bütçelerini kontrol eden karar vericiler çoğunlukla erkekler ve tanıdıklarına, kendi ağlarındaki isimlere, güvenme eğiliminde oluyor. Bu ağ dışında kalan kadın yönetmenler, aynı portföy ve potansiyele sahip olsalar da daha az finansman görüyor. "Risk" algısı nesnel kriterlerden değil, tanışıklıktan etkileniyor. Kadın yönetmen sinema eleştirisi söz konusu olduğunda içerik boyutu da ayrı bir tartışma açıyor. Kadın yönetmenlerin filmlerinin "kadın filmleri" olarak etiketlenmesi, bu yapımların potansiyel hedef kitlesi hakkında önyargılı bir çerçeve kuruyor. Bu etiket, dağıtım kararlarını ve tanıtım bütçelerini dolaylı biçimde etkiliyor. Yapıcı adımlar neler olabilir? Finansman süreçlerinde kör değerlendirme mekanizmaları, cinsiyet veri raporlama zorunlulukları, mentorluk programları ve kadın odaklı yapım vakıflarının güçlendirilmesi, Skandinavya ülkeleri bu alanda uygulanan politikaların etkisini görmek açısından iyi bir referans sunuyor.