Husserl intensiyonellik fenomenoloji projesinin merkezinde, bilinç ile nesne arasındaki ilişkinin tamamen yeni bir çerçevede ele alınması yatar. Brentano'dan devralınan intentionality kavramını aşan Husserl, transandantal fenomenolojisinde bilincin yapısını adım adım açığa çıkarmaya girişir. İntansiyonellik, ya da daha doğru bir yazımla intensiyonellik, Husserl'in bilinç anlayışının kurucu ilkesidir: Her bilinç durumu bir şeyin bilincidir. Algılamak, hayal etmek, yargılamak, istemek, bunların tamamı bir nesneye yönelmişliktir. Bu yapı, noesis (yönelimsel eylem) ve noema (yönelimsel nesne içeriği) çiftiyle analiz edilir. Noema, dışarıdaki gerçek nesne değil; bilincin o nesneyi deneyimleme biçiminin içerik katmanıdır. Kırmızı elmayı algılamak ve aynı elmanın özlemini çekmek farklı noesis'lere sahipken, her iki durumda da nesneye ilişkin içerik paylaşılabilir. Epoché yöntemi, Husserl'in gerçekleştirdiği en radikal hamleyi temsil eder. Fenomenolojik indirgeme (epoché) olarak adlandırılan bu prosedürde gündelik "doğal tutum", dünyanın var olduğuna dair kırılmaz ön kabulle sürdürülen bakış açısı, paranteze alınır. Dünya yok sayılmaz; varlık yargısı askıya alınır. Bu paranteze alma, bilincin yapısını ve intentional deneyimin özünü daha saf biçimde incelemenin önünü açar. Husserl intensiyonellik fenomenoloji ilişkisinde epoché, deneyimin ampirik koşullarından arındırılmasını sağlayan bir metodolojik araçtır. Transandantal öz-bilincin kuruluşu meselesinde Husserl zaman bilincine ayrı bir yer verir. Nesne zamansal bir bütün olarak algılanabilmek için geçişli-tutulumlar (protentions) ve geçmişe tutunumlar (retentions) içeren dinamik bir bilinç akışı gerektirir. Bu yapı olmaksızın bir melodi duyulamaz; yalnızca anlık sesler algılanabilirdi. Husserl'in epistemolojik projesi, aynı zamanda öznel deneyimi felsefi analizin merkezi yapma iddiasını taşır. Brentano'nun psikolojist çizgisinden sıyrılarak fenomenolojinin deneysel psikolojiye indirgenemeyeceğini savunur. İdeal anlam yapıları ve kategorik sezgi anlayışı, Frege'nin mantıkçı eleştirisine karşı felsefi bağımsızlığın güvencesidir. Sonraki kuşak fenomenologlar, Heidegger, Merleau-Ponty, Sartre, Husserl'den hem beslenmiş hem de ondan kopmuştur. Heidegger'in her türlü transsandantal öznelci çerçeveyi aşma çabası, doğrudan Husserl'in epoché programına yönelik bir eleştiridir. Buna karşın Husserl intensiyonellik fenomenoloji mirasının etkisi, günümüz analitik zihin felsefesindeki bilinç araştırmalarında da sürmektedir.