Endokrin bozucu sucul toksikite araştırmaları, çevre sağlığı ekotoksikolojisinin en çok veri üretilen alanlarından birine dönüştü. Doğal östrojenler (E1, E2, E3), sentetik ethinylestradiol (EE2), alkilfenoletoksilatların metabolitleri ve bazı pestisitler başlıca endokrin bozucu bileşikler arasında sayılmaktadır. Sucul omurgasızlarda üreme toksisitesinin incelenmesi, vertebratlara kıyasla önemli avantajlar sunar: kısa nesil süreleri, yüksek üreme kapasitesi ve çevresel konsantrasyonlara doğrudan temas. Daphnia magna ve Chironomus riparius standart test organizmaları olarak OECD 211 ve OECD 219 testlerinde yer alır. Bu testlerde yumurta üretimi, yaşama oranı, kuluçka başarısı ve sex oranı ölçülür. Endokrin bozucu sucul toksikite doz-yanıt ilişkilerinde geleneksel monotonik eğri varsayımı sıklıkla sorgulanmaktadır. Ters-U ve J biçimli hormetic yanıtlar, düşük dozlarda uyarıcı yüksek dozlarda inhibitör etki örüntüsü, pek çok çalışmada belgelenmiştir. Bu durum, sadece yüksek doz toksikasyon verilerine dayalı çevre kalite standartlarının güvenilirliğini azaltır. Molekül düzeyinde etki mekanizması incelendiğinde, östrojen reseptörü (ER-α, ER-β) bağlanma kapasitesi ve östrojenik potansiyel ölçülmektedir. Östrojenik eşdeğer konsantrasyon (EEQ) kavramı, çoklu bileşiklerin toplam endokrin bozucu etkisini bir sayıya indirger. Kıyı ve tatlısu ortam örneklerinde EEQ değerleri ng/L aralığında belirlenmiş, bu konsantrasyonlarda kopepod ve amphipod populasyonlarında cinsiyet oranı bozulmaları gözlemlenmiştir. Endokrin bozucu bileşiklerin karışım toksisitesi, tek tek madde değerlendirmesinden daha gerçekçi bir risk tablosu çizer. Konsantrasyon katkısı modeliyle (CA) hesaplanan etkin konsantrasyon değerleri, gerçek ortamdaki çoklu maruz kalma senaryolarına ışık tutar. Türkiye'nin kentsel atıksu arıtma tesisi çıkış suları üzerine yapılan analizler, hormon aktif bileşiklerin ikincil arıtmadan geçişte kayıp oranının %30-60 arasında kaldığını ortaya koydu.