Yıllık oyun istatistiklerimi ilk gördüğümde içim sıkışık hissetti. Rakamlar orada duruyordu: Yılda kaç saat oyun oynadım, hangi oyunu en çok oynadım, hangi günler en aktiftim. Bunları görmek düşündürücüydü. Yıllık oyun istatistiklerim binlerce oynanmış dakikayı gösterdi. Bir kısmı değerliydi: Sizi gerçekten zenginleştiren, düşündüren, eğlendiren saatler. Bir kısmı ise alışkanlıktan, sıkılganlıktan geçirilmiş saatlerdi. Bu ikisini ayırt etmek yıllık istatistiklerin verdiği perspektif sayesinde mümkün oldu. En çok oynadığım oyun beklenmedik çıktı. Bir oyun bekliyordum, başka bir tür çıktı; kapsamlı ama bitiremediğim, bırakamadığım türden bir oyundu. Bu bana ne ifade etti? Tamamlama tatmini arıyorum ama sürekli değişen bir yapı bu tatmini geciktiriyor. Yıllık oyun istatistiklerini birer hesap verebilirlik aracına dönüştürmeye başladım. Her yılın sonunda kendime sormak istediğim soru: Bu saatlerin karşılığında ne aldım? Eğlence, sosyal bağ, bir beceri, güzel bir hikaye. Bunlar meşru karşılıklar. Yalnızca zaman öldürmek değil. Pratik karar: Yılda birkaç kez oyun listemi gözden geçiriyorum. Devam etmek istemediğim ama alışkanlıktan devam ettiğim oyunları bırakıyorum. Bu küçük bilinçli tercih zamanı daha iyi yönlendiriyor. Yıllık oyun istatistikleri bir suçlama değil; bir yansıma. Kullanmayı bilince dönüşüyor.