Yüzlerce kelimeyi kartlara eklediniz, tekrar ettiniz, testi geçtiniz. Sonra o kelimeleri gerçek bir konuşmada kullanmaya çalıştınız ve zihin boş kaldı. Flashcard uygulaması eleştirisi bu boşluktan başlıyor. Kelime kartı yönteminin dayanağı, aralıklı tekrar teorisi. Kelimeyi belirli aralıklarla gördüğünüzde uzun süreli belleğe daha iyi yerleşiyor. Bu mekanizma gerçek. Sorun değil. Sorun, bu yöntemin tek başına yeterli olduğu varsayımında. Flashcard uygulaması eleştirisi şunu ortaya koyuyor: Kelimeler bağlamdan kopuk öğrenildiğinde deklaratif hafızaya giriyor, "bu kelimenin şu anlamı var" bilgisi. Ama dili kullanmak için gereken prosedürel hafıza, spontan konuşmada, okurken, yazarken doğal uygulama, çok farklı bir öğrenme sürecini gerektiriyor. Bir kelimeyi gerçek anlamda öğrenmek demek, onu hangi bağlamda kullandığını, yan anlamlarını, tonunu ve eş anlamlılarla farkını anlamak demek. Bir kart sistemi bunu sunmuyor. Sunduğu şey, kelimenin izole edilmiş bir eşlenmesi. Flashcard uygulaması eleştirisi bütünüyle reddetmiyor bu yöntemi. Kelime dağarcığını sistematik biçimde genişletmek için başlangıç aracı olarak değerli. Ama bunu okuma, dinleme, konuşma ve yazma pratiğiyle beslemeyen yatırımcı, hafıza sporu yapıyor; dil öğrenmiyor. Daha verimli yaklaşım şu: Kelimeyi cümle içinde öğrenmek, onu okuduğunuz ya da izlediğiniz bir bağlamda görmek ve aktif olarak kullanmak. Kart uygulamaları bu sürecin destekçisi olabilir; ama sürücüsü olamaz.