Yurt dışı gönüllülük deneyimim, hayatımda aldığım en cesur kararlardan biriydi. Ve bu cesaretin karşılığını hem beklediğim hem beklemediğim biçimlerde aldım. Programa başvururken kafamda bir resim vardı: Güneşli ülke, anlamlı çalışma, tanıştığım insanlarla derin bağlar. Yurt dışı gönüllülük üç ay sürecekti ve her gün anlamlı hissedecektim. Gerçek, ikinci haftada ortaya çıktı. Program beklediğimden çok daha düzenli ve kurallıydı. Saatler, görevler, raporlamalar. Yurt dışı gönüllülük deneyiminde bu yapı hem can sıktı hem de ilerledikçe anladım ki o yapı olmasaydı kaos olurdu. Dil sorunu beklediğimden büyüktü. O ülkenin yerel halkıyla konuşmak için kullandığım dil akademik kalmıştı. Yurt dışı gönüllülük deneyiminin pratik dil gereklilikleri farklıydı. Bir çocuğu teselli etmek istediğimde kelimeler gelmedi, mimik kaldım. Umutsuzluk dönemleri oldu. Beşinci haftada bir şey sormak istediğimde program koordinatörüne gittim. "Gerçekten fark yaratıyor muyum?" dedim. Cevabı hatırlıyorum: "Fark yaratmak büyük hareketlerden değil, küçük tutarlılıktan oluşuyor. Sen üç aydır tutarlısın." Yurt dışı gönüllülük deneyiminin son haftasında bir şey hissettim, ayrılmak istemiyordum. Bıraktığım şeyler biraz beni de bırakıyordu. İnsanlar, rutinler, anlık o dil, o mekan. Eve döndüğümde üç ay önce kafamda olan resmin ne kadar yüzeysel olduğunu gördüm. Yurt dışı gönüllülük deneyimi bana dünya meseleleri hakkında değil, insanlık hakkında bir şeyler öğretti.