Meteor yağmuru izleme için sabahın dördünde kalkmak kolay bir karar değil. Alarmu kurdum, uyurken pişman olmadan önce uyandım. Kadifemsi siyah gökyüzüydü. Şehir ışıklarından yeterince uzaktaydım, yıldızlar parlaktı. Battaniyemi çimene serdim, sırt üstü uzandım ve beklemeye başladım. Meteor yağmuru izleme deneyiminde beklemenin kendi ritmi var. İlk on dakika hiçbir şey yok. Sabırsızlanıyorsun. Kalkıp gitmek aklından geçiyor. Sonra bir çizgi çekiyor gökyüzü, parlak, ani, üç saniye. Kayboluyor. Fısıldıyorsun: "İşte bu." Sabahın dördünde meteor yağmuru zirvesi mümkün çünkü sabah saatlerinde Dünya'nın o yarısı meteorların geldiği yönü dönüyor. Bunu biliyordum ama pratikte ne anlama geldiğini o gece hissettim, her saat artan sıklıkla meteor geçiyordu. Bir saatlik izlemede saydım: kırk iki meteor. Birkaçı özellikle parlaktı, "fireball" deniyor, uzun kuyruklu, sarı-yeşil tonlarda. Bunlar atmosferde büyük parçaların yanarkenki rengi. Bir tanesi patlama gibi bir ışık bırakıp söndü. Meteor yağmuru izleme deneyiminde en tuhaf hissiyat şu oldu: o küçük çizgilerin milyonlarca yıl önce oluşmuş kayaç parçaları olduğunu düşünmek. Güneş sisteminin ilk dönemlerinden kalıntılar, o gece Dünya'nın atmosferine girerek bitti onların yolculuğu. Sabah altıda araçta yola koyulurken aklıma şu geldi: yorgunluk var, ama bu tür yorgunluk insanı mutlu bırakıyor.