Soyut matematik anlatım sorunu, hem öğrencilerin hem de pek çok öğretmenin hissettiği fakat pek tartışılmayan bir gerçeği yansıtır. Grup teorisi, topoloji, soyut cebir, sayı teorisi, bu alanlar üzerine yazılmış ders kitaplarının büyük bölümü yoğun sembolizm ve az sezgi içerir. Kavramın neden önemli olduğu, neyi anlamlandırdığı, ve neden bu biçimde tanımlandığı çoğunlukla verilmez. Soyut matematik anlatım sorununun kökenlerinden biri matematiksel yazı geleneğidir. 20. yüzyılda formalizm öncelik kazandı: ispat geçerli mi, tanımlar tutarlı mı, axiom sistemi tam mı? Bu sorular meşrudur fakat tek başına yeterli değildir. Öğretim amacıyla yazılmış bir metin, sezgiyi ve gerekçeyi formalizmin yanında sunmak zorundadır. Soyut matematik anlatım sorununun ikinci boyutu pedagojik hazırlıktır. Soyut matematiği araştırıp bilen birinin onu öğretmeye hazır olduğu varsayımı doğru değildir. Uzman kendi sezgisini yıllar içinde içselleştirmiştir; bu sezgiyi dışarıdan gelen birine aktarmak ayrı bir beceri gerektirir. Bu beceri matematik bölümlerinde sistematik olarak öğretilmez. Bunun düzeltilebileceğine dair güçlü örnekler mevcuttur. İyi yazılmış soyut matematik kitapları, örneğin kavramı görsel temsille, tarihsel arka planla ve somut örnekle çerçeveleyen yaklaşımlar, hem daha anlaşılır hem de daha kalıcı öğrenme ürettiğini göstermiştir. Bu tür kaynaklar azınlıkta kalmaya devam etmektedir. Soyut matematik anlatım sorunu çözülmesi imkânsız bir sorun değildir. İyi anlatım için irade, pedagojik beceri ve öğrencinin bakış açısını merkezine alan bir tutum gerekir. Bu üçü bir araya geldiğinde soyut bile somutlaşır.