Borderline kişilik bozukluğu, klinik tablonun merkezinde duygu düzensizliğinin yer aldığı, yüksek intihar riski ve işlevsellik kaybıyla seyreden karmaşık bir psikopatolojidir. Borderline kişilik duygu düzenleme güçlüklerini anlamak, hem tanı hem de tedavi kararlarında nörobilimsel bir zemin gerektirmektedir. Duygu düzensizliğinin BKB'deki nörobilimsel modeli, temel olarak amigdala-prefrontal korteks devresindeki işlevsel bozulmaya dayanır. Fonksiyonel nöroimaj çalışmaları, BKB tanılı bireylerde nötr veya hafif olumsuz uyaranlara karşı bile amigdala reaktivitesinin kontrol gruplarına kıyasla anlamlı düzeyde yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Buna ek olarak, ventromedial prefrontal korteks (vmPFK) ve anterior singulat korteksin amigdalayı inhibe eden düzenleyici kapasitesinin azaldığı gözlemlenmektedir. Bu çift bozukluk, hem aşağıdan yukarı tepkisellik hem de yukarıdan aşağı kontrol yetersizliği, ani duygu patlamalarını, kırılgan eşiği ve geçici paranoid tepkileri açıklar. İnsula bölgesinin de BKB patolojisine katkısı net biçimde gösterilmiştir. İnterosetif sinyaller için birincil işlem merkezi olan insulanın aşırı aktivasyonu, bedensel duyumların yoğunlaştırılmış deneyimine ve duygusal belirsizlik karşısında dayanılmaz rahatsızlık hissine yol açar. Bu mekanizma, hastanın "içimde bir şeyler var ama ne olduğunu bilmiyorum" şeklinde ifade ettiği kronik boşluk ve kimlik belirsizliği deneyimiyle örtüşmektedir. Opioid sisteminin rolü de giderek daha fazla ilgi görmektedir. BKB'de endojen opioid salınımındaki düzensizlik, hem kendine zarar verme davranışının kısmen ağrı eşiğini yükseltme yoluyla sağladığı geçici rahatlamayı hem de ilişki kopuşlarındaki yoğun "sosyal ağrı" deneyimini açıklama potansiyeli taşımaktadır. Epigenetik açıdan erken yaşam adversitesi, glukokortikoid reseptör geninin (NR3C1) metilasyonunu artırarak HPA ekseninin kronik hiper-reaktivitesine zemin hazırlamaktadır. Bu bulgu, BKB'nin neden sıklıkla ihmal ve istismar öyküsüyle birliktelik gösterdiğini ve salt genetik yatkınlıkla açıklanamayacağını biyolojik düzeyde destekler. Tedavi yansımaları açısından bu nörobilimsel tablo, duygu düzenleme becerilerini birincil hedef olarak seçen psikoterapötik yaklaşımların neden etkin olduğunu açıklar. Diyalektik Davranış Terapisi'nin duygu düzenleme modülü, tam da vmPFK ve singulat korteksin bilinçli stratejiler aracılığıyla amigdala üzerindeki inhibitör etkisini güçlendirmeye yönelik tasarlanmıştır. Borderline kişilik duygu düzenleme müdahalelerinde beyin devresi bilgisi, tedavinin mantığını terapistten hastaya aktarmanın somut bir diline de dönüşmektedir.