Yapay zorluk oyun tasarımı tartışması, aslında şu soruyu soruyor: Bir oyun zorlayıcı olduğunda bunun sebebi tasarım zekâsı mı yoksa rakamsal manipülasyon mu? İkisi arasındaki fark büyük. Gerçek zorluk, oyuncuyu gözlemlemek, öğrenmek ve uyum sağlamak zorunda bırakan sistemler tasarlamayı gerektirir. Yapay zorluk ise düşman sağlığını şişirmek, hasar çarpanını yükseltmek ya da kaynakları kıtlaştırmak gibi basit ayarlamalardan ibarettir. Yapay zorluk oyun tasarımı söz konusu olduğunda en belirgin örnek, üst zorluk seviyelerinde düşmanların sünger gibi hasar emmesi ama zekâlarının artmamasıdır. Bu yaklaşım oyuncuyu tatmin etmez; hayal kırıklığı ve sabırsızlık üretir. Oyun tasarımcılarının zaman ve bütçe baskısı altında bu kestirme yola başvurduğu biliniyor; ancak bu gerçek, oyunculara sunulan deneyimin düzeyini haklı kılmıyor. İyi tasarımın örnekleri mevcut: Yapay zekânın çevre koşullarına uyum sağladığı, oyuncunun öğrenme eğrisine paralel zorlanan, gerçek karar anları yaratan sistemler kurgulanabiliyor. Bu yaklaşım daha fazla geliştirme kaynağı istiyor; ama oyuncuların ödediği fiyat ve verdiği zaman karşılığında bunu talep etme hakları var. Yapay zorluk oyun tasarımında bir tıkaç olmaya devam ettiği sürece, sektörün yaratıcı potansiyeli gerçek anlamda açığa çıkmayacak.