Ahlak felsefesinin iki büyük sistemi olan Kant kategorik buyruk faydacılık tartışması, doğru eylemin nasıl belirleneceği konusunda birbirinden köklü biçimde ayrılan yanıtlar üretir. Biri niyete, diğeri sonuca bakar; ve bu fark her şeyi değiştirir. Kant'ın etik sistemi, sonuçlardan bağımsız olarak davranışın içsel değerine odaklanır. Kategorik buyruk, kısaca şu soruyu sorar: Herkes senin gibi davransaydı ne olurdu? Eyleminin ardındaki maksimi evrensel bir yasa olarak düşünebiliyorsan, o eylem ahlaki açıdan doğrudur. Yalan söylemek ahlaki olarak yasaktır çünkü herkes yalan söyleseydi "yalan" kavramının kendisi anlamsızlaşırdı; iletişim çökerdi. Kant için insan onuru da bu sistemin merkezindedir: İnsanlar araç olarak değil, her zaman amaç olarak muamele görmelidir. Faydacılık ise tam tersi bir yönden başlar. Jeremy Bentham ve John Stuart Mill'in geliştirdiği bu yaklaşımda ahlaki doğruluğu belirleyen, eylemin ürettiği sonuçtur. Mutluluk maksimize edilmeli, acı minimize edilmelidir. Kant kategorik buyruk faydacılık karşılaştırmasında faydacılığı özgün kılan şey, hesap yapabilir görünmesidir: Hangi eylem en fazla kişi için en fazla iyiliği üretir? Bu soru, politika kararlarından tıbbi etik seçimlerine kadar pek çok alanda pratik bir çerçeve sunar. İki sistem arasındaki temel gerilim, ünlü tramvay probleminde kristalleşir. Kontrolden çıkmış bir tramvay beş kişiyi ezecektir; manivela çevirirseniz tramvay başka raya geçer, ama orada tek bir kişi ölür. Faydacı, manivela çevirir: beş hayat birden iyidir. Kantçı tereddüt eder: o tek kişiyi araç olarak kullanmak, onu bir hedefe kurban etmek, kategorik buyruğu çiğner. Peki hangi sistem daha güçlüdür? Kant'ın yaklaşımının güçlü yanı, çoğunluğun çıkarı adına azınlığın haklarının çiğnenmesine karşı güçlü bir set çizmesidir. Tarih, "herkesin iyiliği için" yapılan vahşetlerle doludur; Kantçı etik bu gerekçeyi baştan reddeder. Ayrıca öngörülebilirlik sağlar; kim olursan ol, senin için de aynı kurallar geçerlidir. Faydacılığın güçlü yanı ise gerçek dünya karmaşıklığına esneklikle yanıt verebilmesidir. Kamu politikası, kaynakların kısıtlı olduğu sağlık sistemi, afet yönetimi gibi alanlarda fayda hesabı yapmadan karar almak neredeyse imkânsızdır. Katı kurallar gerçek acıya yol açabilir. Zayıf yanlar da belirgindir. Kantçı etik bazen soyut kalır ve gerçek dünya durumlarında uygulanması tartışmalıdır; hangi maksim evrenselleştirilebilir, hangisi değil, bu her zaman net değildir. Faydacılık ise azınlık haklarını kolaylıkla feda edebilir; hesap doğruysa tek bir kişiye yapılan zulüm meşrulaşabilir. Kant kategorik buyruk faydacılık karşılaştırması, etik kararların ne kadar karmaşık olduğunu gösterir. Çoğu pratik etik yaklaşım bugün her iki sistemden de unsurlar taşır: temel hakların korunması için Kantçı sınırlar, kaynak dağılımı ve politika tasarımı için faydacı hesap.