Erken emeklilik fonu başlamak meselesine otuz sekiz yaşında ciddiyetle baktım. Ve ilk yaptığım hesaplama beni hem rahatsız etti hem de geç kalmışlık hissiyle doldurdu. Hesabı yapayım, siz de kendiniz için uygulayın. Aylık küçük bir miktar ayırarak on yıl daha önce başlamış olsaydım, bileşik faiz sayesinde bugünkü birikimimden çok daha yüksek bir rakama ulaşmış olurdum. Bu fark, ekstra çalışmayla değil yalnızca zamanla elde edilirdi. Erken emeklilik fonu başlamak için o zamanlar neden başlamadım? Otuz yaşımda emeklilik uzaktı. Kira, faturalar, hayatın diğer masrafları öndeydi. "Sonra yaparım" dedim. Sonradan anladım ki "sonra" en pahalı kelime. Bir diğer engel de bilgisizlikti. Hangi enstrüman, ne kadar, nasıl? Bu sorulara cevap aramak yerine ertelemenin daha kolay olduğunu düşünüyordum. Ama bu soruları araştırmak, bir öğleden sonra yeterliydi aslında. Erken emeklilik fonu başlamak için şimdi ne yapıyorum? Gecikmeyi telafi etmeye çalışıyorum, biraz daha yüksek miktarlarla, biraz daha disiplinli şekilde. Her ay küçük bir miktar ayırıyorum, dokunmuyorum. "Birikti mi, baktım mı?" kaygısından uzak tutuyorum kendimi. Pişmanlık mı var? Evet. Ama pişmanlık geri dönük bakış. Öne bakınca şunu görüyorum: Başlamamış olmaktan daha kötüsü, hâlâ başlamamak. Ve bunu on yıl önce değil bugün anlıyorum, bu da bir şey.