"Survival of the fittest" ifadesi, evrim tartışmalarında neredeyse kaçınılmaz biçimde karşımıza çıkar. Ama bu ifadenin yaygın çevirisi ve yorumu, evrim biyolojisine dair ciddi bir kavram yanılgısının temel kaynağı haline gelmiştir. Survival of the fittest çevirisi tartışması aslında dilin bilimi nasıl çarpıtabileceğine dair ilginç bir örnek sunuyor. "Fittest" kelimesi Türkçede çoğunlukla "en güçlü" ya da "en kaslı" olarak anlaşılıyor. Bu yorumla birlikte evrim, sürekli fiziksel mücadele içindeki bir dünyayı, kazananların hayatta kaldığı bir rekabet ortamını çağrıştırıyor. Ama "fittest" kelimesi biyolojik bağlamda "belirli bir çevreye en uygun olan" anlamına geliyor; güç ya da büyüklükle doğrudan ilgisi yok. Survival of the fittest çevirisi meselesi bu noktada kritikleşiyor: çevreye uyum, bağlama göre tamamen farklı özellikler anlamına gelebilir. Kurak bir ortamda suyu verimli kullanan küçük bir hayvan, büyük ama su tüketimi yüksek bir rakibinden daha iyi uyum sağlamış olabilir. Hastalıklı bir ortamda belirli bir patojen karşısında dirençli olan birey, daha güçlü ama daha hassas olandan daha uzun yaşar. Bu yanlış çevirinin pratik sonuçları basit bir terminoloji sorunuyla sınırlı kalmıyor. "Güçlünün hayatta kalması" çerçevesi, sosyal Darwinizm olarak bilinen ve evrim biyolojisiyle hiçbir bilimsel bağı olmayan bir ideolojiyi meşrulaştırmak için tarihsel olarak araçsallaştırıldı. Sosyal eşitsizlikleri, rekabeti ve güçlü olanın kazanmasını doğanın emri olarak sunmak, bu kavramsal çarpıtmanın bedelidir. Evrim teorisinin kendisi bu yorumları desteklemiyor. Ebeveynsel bakım, sürü savunması, karşılıklı yardımlaşma, simbiyoz, bunların tamamı evrimsel açıdan başarılı stratejilerdir. İşbirliği, rekabet kadar etkili bir evrimsel mekanizmadır. Bir kavramı doğru aktarmak, bilim eğitiminin temel sorumluluklarından biridir. Survival of the fittest çevirisi bu sorumluluğun nerede aksadığını gösteriyor.