İlk sunumda ellerimi görmemek için podiumun arkasına saklandım. Sesim titredi, satırları atladım, bittiğinde seyirciye bakmadan geri döndüm. Salondan çıkarken tek düşüncem "bir daha asla" idi. Kalabalık önünde konuşma korkusu bende erken yaşlardan beri vardı. Sınıfta söz almak bile yeterliydi kalbimin hızlanmasına. Bu korkuyu çevre beni fark etmeden uzun süre taşıdım. Kalabalık önünde konuşma pratiğine girmeye zorlandığım an kariyer değişiminde geldi. Sunum yapmadan ilerleyemeyeceğim bir pozisyona geçmek istedim. Ya korkuyu aşacaktım, ya da geride kalacaktım. Bir konuşma kulübüne katıldım. Küçük bir gruptu, sekiz kişi. İlk konuşma iki dakikaydı ve hazırlıksız bir konuda. O iki dakika benim için bir ömür gibi geçti. Ama bitti. Kimse güldü, kimse benim hakkımda kötü düşünmedi. Kalabalık önünde konuşma pratiğinin bana öğrettiği en temel şey şu oldu: panik enerjidir. Bu enerjiyi kaçmak için değil, konuşmak için kullanmak mümkün. Nefes kontrol, yavaşlama, yüz yüze bağlantı kurmak, bunlar sahneye çıktığımda paniği güce dönüştüren araçlar oldu. Bir yıl sonra yüz kişilik bir salondu. Ellerim yine biraz titredi. Ama bu sefer podiumun arkasına saklanmadım. Ve bittikten sonra seyirciye baktım.