Müzakere teknikleri denilince çoğu kişi pazarlık ya da tartışma sahnelerini düşünüyor. Ama gerçek anlamda etkili bir müzakere, kazanmak değil; her iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüme ulaşmak üzerine kuruludur. Müzakere tekniklerinin en az bilinenlerinden biri stratejik sessizlik. Teklifinizi ya da pozisyonunuzu ortaya koyduktan sonra susmak, Türk kültüründe garip hissettirebilir. Ama sessizlik çoğu zaman karşı tarafı konuşmaya, dolayısıyla daha fazla bilgi ya da esneklik sunmaya iter. Rahatsızlığı doldurmak için konuşmak, müzakerede zayıf bir hamle. İkinci teknik, aralık yerine belirli bir rakamla başlamak. "Yaklaşık 50-60 bin TL bekliyorum" yerine "53.500 TL" demek, hem araştırma yaptığınızı gösterir hem de karşı tarafın zihninde bir çıpa oluşturur. Spesifik rakamlar, müzakerede güç sinyali verir. Müzakere tekniklerinin bir diğer önemli boyutu aktif dinleme. Karşı tarafın gerçek öncelikleri her zaman açıkça söylenmez; ama sözcük seçimi, vurgu noktaları ve nerede duraksadıkları önemli ipuçları taşır. Kendi pozisyonunuzu savunmakla meşgulken bu sinyalleri kaçırıyorsunuz. Koşullu taviz tekniği de güçlü bir araç: "Eğer X konusunda esneklik gösterebilirseniz, Y konusunda ben de hareket edebilirim." Bu, karşılıksız taviz vermemek ve her esnekliği karşılıklı bir değişimle bağlamak demek. Son teklif algısını yönetmek de müzakere tekniklerinin unutulan yönü. Bir teklifin "son" olduğunu söylemek, gerçekten son olduğunda inandırıcıdır. Çok sık kullanılırsa etkisi kalıpmaz; dolayısıyla bu kartı ne zaman oynayacağınız da stratejinin parçasıdır. Müzakerede en sık yapılan hata, anlaşmaya o kadar odaklanmak ki masadan kalkmayı düşünememek. Ama en iyi müzakereci, gerektiğinde hayır diyebileceğini bilen kişidir.