Yarım kalan proje psikolojisi beni beklenmedik bir yerden yakaladı. Birkaç haftada tamamlayacağımı düşündüğüm o küçük uygulama, bir noktada duvara çarptı. Bir özelliği nasıl tasarlayacağımı bilmiyordum. Yazmak için oturuyordum ama elim klavyeye gitmiyordu. Sonunda "bir ara devam ederim" deyip kapattım. Aylarca kapattım. O sürede projeyi düşünmekten kendimi alamadım. Yatarken aklıma geliyordu. Başka bir şeyle ilgilenirken o yarım kalan kısmı zihnimdeki bir köşeye takılıyordu. Bitmemiş iş gibi bir ağırlık taşıyordum. Bunu psikoloji literatüründe "Zeigarnik etkisi" diye açıkladığını sonradan öğrendim: beyin tamamlanmamış görevlere tamamlanmışlara kıyasla çok daha fazla yer ayırıyor. Yarım kalan proje psikolojisinin üzücü yanı şuydu: Suçluluk duymak, üretkenliği artırmak bir yana, daha da felç ediyordu. Her oturduğumda "neden bunca zaman geçirdim" sorusu geliyordu. Bu soru gelince açmak için motivasyon bulamıyordum. Kısır döngüydü. Son olarak şöyle bir deney yaptım: Projeyi açtım ve sadece beş dakika bakacağım dedim. Değiştirmeyecektim, yazmayacaktım. Sadece baktım. Nerede kaldığımı hatırladım. O yarım bıraktığım özelliği gördüm ve aklımda bir çözüm beliriverdi. Yazmaya başladım. Bir saat sonra o özellik tamamlanmıştı. O günden sonra yarım kalan proje psikolojisini anlamak için biraz daha araştırdım. Öğrendim ki tamamlanmamış işlerin ağırlığı, işin kendisinden değil, ona yüklenen anlam katmanından kaynaklanıyor. "Bunu bitiremiyorum" cümlesi çok büyük. "Bugün sadece şunu yapayım" cümlesi ise yaşanabilir. O projeden sonra birkaç farklı proje daha başlattım. Bazıları hâlâ yarım. Ama şimdi yarım bırakmak konusunda kendime farklı bir şey söylüyorum: "Bir ara döneceğim" yerine "şu an doğru an değildi, ama bir adım bıraktım." Küçük bir dil farkı ama zihnin üstündeki ağırlık farkı büyük.