Vejetaryenlikten çıkma deneyimim ne planlı ne de dramatik oldu. Beş yıl boyunca et yemedim. Bir gün köyde bir düğün sofrasında oturdum ve önüme konulan tabakta et vardı. Ev sahibi büyük emekle hazırlamıştı. Hayır demek aklımdan geçti, ama demedi. O lokmayı yediğimde dünya sarsılmadı. Ne anında suçluluk duydum ne de bir aydınlanma yaşadım. Sadece tat vardı. Hafızama kazınmış, beş yıl önce bıraktığım bir tat. O günden birkaç hafta sonra kasaba gittim. Uzun süre rafın önünde durdum. Aldım. Eve döndüm. Pişirdim. Yedim. Vejetaryenlikten çıkma deneyimi böyle tamamlandı benim için; büyük bir an değil, sessiz bir karar. Ama içimde sorular bitmedi. Neden beş yıl yememiştim? Çevre kaygısı, hayvan hakları, sağlık. Bunlar hâlâ geçerliydi. Peki neden şimdi yiyorum? Bunu kendime sormak zorundaydım. Cevap şu oldu: vejetaryenlik benim için bir kimlik hâline gelmişti. "Ben et yemem" bir inançtan çok bir etiket olmuştu. Ve o etiketi korumak için bazen kendimi zorluyordum. Sosyal durumlarda, seyahatte, başka kültürlerin yemeklerini tattığımda. Vejetaryenlikten çıkma deneyimi aslında bir özgürlük hissiydi kısmen. Şimdi ne yapıyorum? Çok az et yiyorum. Haftada bir, belki iki kez. Hayvan refahına dikkat edilen kaynaklardan almaya çalışıyorum. Bilinçli bir tercih yapıyorum, otomatik bir tercih değil. Beş yıl vejetaryen kalmak pişmanlık değil. O süreçte çok şey öğrendim: bitki bazlı beslenmenin incelikleri, yemek kültürlerinin çeşitliliği, kendi bedenime dikkat etmek. Ama vejetaryenlikten çıkma deneyimi de bana bir şey öğretti: kararlar zamanla evrilir ve bu normal.