"Çok çalışırsan başarırsın" cümlesi, belki en yaygın kariyer tavsiyesi. Ama sıkı çalışma yeterli değil tespiti, bu cümlenin ne zaman doğru ne zaman yanıltıcı olduğunu ayırt etmeyi gerektiriyor. Çalışkanlık, elbette başarıya katkıda bulunan faktörlerden biri. Beceri geliştirme, proje teslimi ve güvenilirlik açısından çalışmak önemli. Sorun şu: Çalışkanlık yalnızca gerekli bir koşul; yeterli değil. Ve bu farkı görmezden gelen anlatı, başarısızlığı açıklarken yapısal koşulları değil bireyi suçlayan bir kültür yaratıyor. Sıkı çalışma yeterli değil diyorken şunu öne çıkarmak gerekiyor: Sosyal sermaye belirleyici. Kimi tanıdığın, hangi ağlara dahil olduğun, ilk adımı atarken hangi kapıların açık olduğu, bunlar çalışkanlıktan bağımsız değişkenler ve güçlü bir etkisi var. Araştırmalar, işe alım süreçlerinde tanıdık kanallarının ağırlığını defalarca ortaya koydu. Bir de görünürlük meselesi var. Kurumsal hiyerarşilerde ve serbest piyasada yalnızca çalışıp susmak çoğunlukla terfi ya da tanınma getirmiyor. Çalışmanı görünür kılmak, ilişki kurmak, doğru zamanda doğru şeyi söylemek, bunlar çalışkanlığın yanında işleyen ayrı beceriler. Peki ne yapmalı? Çalışmaktan vazgeçmek önerilmiyor; ama çalışmayı körü körüne yüceltmek yerine hangi koşullarda nelerin işe yaradığını anlamak çok daha değerli. Sıkı çalışma yeterli değil anlayışı, çalışmayı bırakmayı değil, oyunun tüm kurallarını görmeyi öğütlüyor.