MSG zararları hakkındaki kaygı, dünya genelinde kırk yılı aşan bir geçmişe sahip. "Çin Restoranı Sendromu" adıyla 1960'larda tıbbi literatüre giren bu kavram, monosodyum glutamat içeren yemeklerden sonra baş ağrısı, göğüs sıkışması ve terleme yaşandığını öne sürüyordu. Bugün bu etkilerin bilimsel kanıt tabanı nerede duruyor? MSG zararları iddialarını test eden çift kör plasebo kontrollü çalışmalar tutarsız sonuçlar verdi. Bazı bireylerin MSG'ye öznel bir duyarlılık bildirdiği doğru. Ancak bu duyarlılığın kör koşullarda tekrarlanabilir bir biyolojik mekanizmaya dayandığına dair güçlü kanıt yok. İnsanların MSG içerdiğini bildikleri yemekten sonra daha fazla semptom bildirmeleri, beklenti etkisinin gücünü gösteriyor. Glutamat, vücudun zaten ürettiği ve pek çok doğal gıdada bulunan bir amino asit. Domates, parmesan, mantar ve soya sosu yüksek miktarda doğal glutamat içeriyor. MSG karşıtı tutumunu tutarlı biçimde sürdürmek için bu gıdaları da masadan kaldırmak gerekiyor; ama bunu yapan çok az insan var. MSG zararları söyleminin sosyal boyutu da dikkat çekici. Bu tartışma zaman içinde Asya mutfağına yönelik önyargılarla birleşti. Aynı içeriğe sahip Batılı fast food ürünleri aynı şüpheyle karşılanmadı. Bu asimetri, kaygının tamamen beslenme biliminden beslenip beslenmediğini sorgulatıyor. Gıda katkı maddeleri konusunda genel bir şüphecilik yerinde olabilir. Ama MSG özelinde bilimsel konsensüs, FDA, WHO ve EFSA dahil büyük gıda güvenliği otoritelerinin güvenli kategoride değerlendirdiği yönünde. MSG korkusu gerçek bir biyolojik tehditten değil, sağlam kanıt temeli olmayan bir efsaneden beslenmeye devam ediyor.