Halk dansı topluluk deneyimim, bir rekabet salonunda değil, küçük bir köy meydanında başladı. Bir arkadaşım davet etmişti. "Gelin, bir kez bak" dedi. Ben de gittim. Halaylar çekiliyordu, oyunlar oynanıyordu. Müzik canlıydı. İnsanlar birbirine tutunmuştu. O ilk geceyi izleyerek geçirdim. Halk dansı topluluk deneyiminin bana ilk verdiği şey bir gözlemdi: Buradaki insanlar sadece dans etmiyordu, bir şeyi birlikte tutuyordu. Ertesi hafta bir gruba katıldım. Derslerde oyunların tarihini anlattılar. Her figürün bir anlamı vardı, her bölgenin kendine özgü ritmi. Halk dansı topluluk deneyiminin bu boyutu beni şaşırttı, dans burada sadece estetik değil, bir bellek taşıma biçimi. Birkaç ay sonra bir festivale hazırlandık. Prova, prova, prova. Sahneye çıktığımızda yüzlerce kişi izliyordu. O anda ayrı bir his var: Yalnız bir sanatçı olarak değil, bir grubun parçası olarak orada duruyorsun. Halk dansı topluluk deneyiminin sahne boyutu bu farklı histi verdi bana. Zaman geçtikçe topluluğun içine çekildim. Üyeler bir araya geliyordu, yemek yeniyordu, sohbet ediliyordu. Dans bir neden olmuştu bu insanları buluşturmak için. Halk dansı topluluk deneyiminin bana öğrettiği en güzel şey şu: İnsan bazı şeylere yalnız katılabilir, ama bazı şeyler ancak birlikte var olur. Dans onlardan biri. El ele tutunduğunda bir şeyler aktarılıyor, kelimelere sığmayan bir şey.