Paleografya nedir sorusu, tarihin temel metodolojik sorularından biriyle doğrudan kesişir: Eski yazıları kim okuyabilir ve bu okuma nasıl güvenilir hâle getirilir? Paleografya, geçmiş dönemlere ait yazı sistemlerini, harf biçimlerini ve yazı geleneklerini inceleyen bilim dalıdır. Tarihçi için paleografya, doğrudan birincil kaynaklara erişimin kapısıdır; bu kapı kapalı kaldığında araştırmacı ancak başkalarının transkripsiyonlarına muhtaç kalır. Paleografya nedir diye sorulduğunda, yanıt yalnızca alfabetik sistemlerin tarihsel gelişimini kapsamaz. Bu disiplin; Latin, Kiril, Arap, İbrani, Osmanlı Türkçesi gibi farklı yazı geleneklerini ayrı ayrı ele alır. Her geleneğin kendine özgü harf formları, ligatürler, kısaltma işaretleri ve dönemsel varyasyonları vardır. Bir Orta Çağ Latin belgesiyle bir Osmanlı divanî metnini okumak için gereken beceri setleri birbirinden önemli ölçüde ayrışır. Paleografyanın tarihçi açısından işlevselliği birkaç katmanda ele alınabilir. Belge tarihlendirme bunların başında gelir: yazı karakterlerinin dönem özelliklerine bakılarak bir metnin hangi yüzyıla ya da hatta hangi on yıla ait olduğu tahmin edilebilir. Bu tahmin, arşiv kataloglarındaki hataları düzeltmek ya da tarihsiz belgeleri konumlandırmak için kritik bir araçtır. Skriptoryum ya da kâtip ataması da paleografinin sunduğu bir başka olanaktır. Belirli bir yazı geleneğinde yetişmiş kâtipler, bireysel el yazısı alışkanlıklarını sürdürme eğilimindedir. Karşılaştırmalı analiz aracılığıyla aynı kâtibin yazdığı farklı belgeler tespit edilebilir; bu da belgelerin kökenine ve kurumsal bağlamına ışık tutar. Sahte belgelerin tespitinde paleografya birincil kaynak eleştirisiyle doğrudan kesişir. Paleografik anachronism, yani iddia edilen tarihle uyumsuz harf formları ya da kısaltma konvansiyonları, sahtekârlığın en belirgin göstergelerinden biridir. Dijital paleografi araçları bu alanı hızla dönüştürmektedir. Optik karakter tanıma sistemleri ve makine öğrenmesi modelleri, özellikle Latin ve Arap kökenli el yazıları için transkripsyon sürecini desteklemektedir. Bununla birlikte, bu araçlar paleografik uzmanlığın yerini almaz; aksine, insan analizini daha büyük ölçekte uygulamayı mümkün kılan bir çoğaltıcı işlev görür.