Siyah beyaz film renklendirme tartışması, sinema tarihinin en hassas estetik ve etik meselelerinden birine dokunuyor. Teknoloji gelişip klasik filmleri dijital olarak renkli hale getirmek teknik olarak mümkün hale gelince, bu imkânı kullanmanın haklı olup olmadığı sorusu defalarca soruldu. Siyah beyaz film renklendirme meselesi önce sanatsal bir niyet sorusudur. Bir filmi siyah beyaz olarak çeken yönetmen, görüntü yönetmeni ve sanat direktörü, tonlama, kontrast ve ışık düzenlemelerini bu estetik çerçevede kurdu. Siyah beyaz palet bir eksikliğin giderimi değil, bilinçli bir anlatı tercihiydi. Bu tercihi sonradan geçersiz kılmak, yaratıcı ekibin niyetini reddediyor. Teknik açıdan da siyah beyaz film renklendirme sorunlu. Renklendirme yazılımları, tarihin belirsizleştiği ya da kayıt altına alınmadığı dönemlere ait filmlerde renk seçimlerini tahmin etmek zorunda kalıyor. Bu tahminler kaçınılmaz biçimde çağdaş estetik tercihlerle şekilleniyor. Renklendirilen film özgün dönemi yansıtmaktan ziyade bir çağdaş yorumu temsil ediyor; ama seyirciye sanki özgün belgeymiş gibi sunulabiliyor. Siyah beyaz film renklendirme savunuculuğu çoğunlukla erişilebilirlik argümanına dayanıyor: "Renkli versiyonlar genç izleyicilere filmi daha cazip kılıyor." Bu argüman gerçek bir soruya işaret ediyor. Ama bu soruya verilen yanıt, filmin kendisini değiştirmek değil izleyiciyi sinema tarihiyle buluşturan başka araçlar üretmek olmalı. Arşivsel değer açısından da risk var. Renklendirilen bir filmin özgün siyah beyaz versiyonu geri planda kalabiliyor; koruma kaynakları renklendirmeye yatırılıyor. Bu öncelik sıralaması tartışmayı hak ediyor. Siyah beyaz film renklendirme bazı bağlamlarda gerekçelendirilebilir; eğitim materyali üretimi ya da koruma dışı özel bir yeniden yorumlama projesi olarak. Ama özgün eserin yerine konulmaya çalışıldığında bu meşruiyet zayıflıyor.