Sovereign default dış borç krizi modeli, uluslararası finans yazınının en kapsamlı araştırma alanlarından birini oluşturur. Devletlerin dış borçlarını neden ödeyemeyeceği ya da ödemeyi reddedebileceği, bu kararın hangi koşullarda rasyonel olabileceği ve sonuçlarının nasıl modelleneceği soruları, 1980'lerden bu yana sürekli gelişen bir teorik ve ampirik literatürü beslemiştir. Sovereign default dış borç krizi modellemesinin ilk nesil çalışmaları, ödeme kapasitesini (ability to pay) merkeze alır. Krugman ve Sachs'ın borç üstünlüğü (debt overhang) modeli, yüksek borç yükünün yatırım teşviklerini engellediğini ve bu durumun ekonomik büyümeyi baskılayarak temerrüdü kendi kendini doğrulayan bir süreç hâline getirebileceğini gösterir. Bu perspektifte temerrüt kaçınılmaz bir seçim değil; koordinasyon başarısızlığının ürünüdür. Eaton ve Gersovitz'in 1981 modeli, sovereign default dış borç krizi tartışmasına ödeme isteği (willingness to pay) boyutunu katar. Devletlerin temerrüt kararlarını dışsal bir borç yükü zorunluluğu değil; stratejik maliyet-fayda hesaplaması çerçevesinde aldığını savunur. Temerrüdün maliyetleri, piyasa erişim kaybı, yaptırımlar, itibar hasarı, yeterince yüksekse, ödeme kapasitesi olsa bile ödeme yapılmaktadır; tersini de savunmak mümkündür. Sunspot ve öz-gerçekleştiren beklentiler teorisi, ikinci nesil sovereign default modellerinin temel katkısıdır. Eğer yatırımcılar bir devletin temerrüde düşeceğine inanırsa faiz primleri yükselir; bu yükseliş borç servis maliyetlerini artırarak temerrüdü gerçekten tetikleyebilir. Çoklu denge (multiple equilibria) bu modellerin karakteristik özelliğidir: Aynı temel makroekonomik büyüklüklere sahip iki ülke, yatırımcı koordinasyonuna bağlı olarak farklı dengelerde konumlanabilir. Sovereign default dış borç krizi ampirik literatüründe Reinhart ve Rogoff'un kapsamlı tarihsel çalışması, temerrüt örüntülerinin insan hafızasının tuttuğundan çok daha sık ve döngüsel olduğunu ortaya koyar. Borç tolerans eşiği, hangi GSYİH yüzdesi borç oranının temerrüt riskini artırdığı, ülkenin kurumsal kalitesine, borç para birimine (yerel para/yabancı para), borç vadesine ve yatırımcı tabanının bileşimine göre anlamlı biçimde farklılaşır. Yeniden yapılandırma süreçleri, sovereign default dış borç krizi modellemesinin operasyonel boyutunu oluşturur. Alacaklı koordinasyonu, birden fazla alacaklı tipi varken ve her birinin farklı yasal çerçevesi bulunurken, Asya Krizi, Arjantin temerrüdü ve Avrupa borç kriziyle birlikte gündeme taşınan Kolektif Eylem Hükümleri (Collective Action Clauses) tartışmasının arka planını oluşturur. IMF'nin muamele sıralaması (kredinin ön sıralılığı) ve özel alacaklıların saç kesimi talepleri, pratik müzakere süreçlerinin en çetrefilli alanlarıdır. Çağdaş modelleme yaklaşımları arasında Eaton-Fernandez-Martin tipi DSGE çerçeveleri, sovereign default dış borç krizi dinamiklerini genel denge modellerine entegre etmeye çalışmaktadır. Bu çabalar politika analizine zemin hazırlarken; temerrüt kararını açıklayan mekanizmaların ampirik sınanması hâlâ yoğun tartışmanın devam ettiği bir alan olmayı sürdürmektedir.