Enneagram bilimsellik eleştirisi, kişilik tipolojileri arasında en az tartışılanlardan biri olmaya devam ediyor. Oysa Enneagram, son on yılda hem bireysel gelişim çevrelerinde hem de kurumsal koçluk dünyasında inanılmaz bir hız kazandı. Dokuz tip, kanatlar, stres ve büyüme yönleri... Sistem karmaşık ve derinlikli görünüyor. Ama bu görünüm ne kadar hakkaniyetli? Enneagram bilimsellik eleştirisi ilk olarak köken sorunuyla karşılaşıyor. Sistemin kökeni tartışmalı; 20. yüzyılın ortasında çeşitli ruhani öğretilerle harmanlanmış, mistik kaynaklarla besleniyor. Bunun kötü bir şey olduğunu söylemek için yeterli neden yok; pek çok psikolojik kavram ruhani geleneklerden ilham almıştır. Sorun, sistemin bilimsel bir metodoloji izlenmeden oluşturulmuş olması ve sonradan geriye dönük olarak akademik bir çerçeveye oturtulmaya çalışılmasında. Ampirik araştırmalar açısından değerlendirildiğinde Enneagram'ın hem test-tekrar test güvenilirliği hem de yapısal geçerliliği zayıf. Beş Faktör Modeli ile yapılan karşılaştırmalı çalışmalar, Enneagram tiplerinin gerçek davranış tahmini konusunda sınırlı güç sergilediğini gösteriyor. Bağımsız araştırmacıların yürüttüğü çalışmalar, Enneagram'ı destekleyen yayınların büyük bölümünün sistem savunucuları tarafından üretildiğini de ortaya koyuyor. Buna rağmen neden bu kadar popüler? Burada Barnum etkisi devreye giriyor. Enneagram açıklamaları yeterince geniş ve kapsayıcı yazıldığında hemen herkes kendini tanımlanan tipte görebiliyor. "Tip 4 olarak derinlemesine hisseden biri olarak kendinizi farklı hissedersiniz" gibi bir cümle geniş bir kitleye uygulanabilir. Öte yandan enneagram bilimsellik eleştirisi yapılırken sistemin gerçek bir popüler işlev gördüğü de göz ardı edilmemeli. İnsanlara kendilerini ve başkalarını anlamak için bir çerçeve sunuyor, empatik konuşmaları kolaylaştırıyor, kişisel farkındalığa katkı sağlayabiliyor. Bu değer tamamen göz ardı edilmemeli. Ama bu değerin klinik bir araç statüsüne yükseltilmesi ya da işe alım kararlarında kullanılması farklı bir tartışma açıyor.