Matematik müfredatı eleştirisi, Türk eğitim sisteminin en yoğun tartışma alanlarından birini kapsar. Onlarca yıldır müfredat revizyonları yapıldı, eğitim reformları hayata geçirildi; fakat matematik derslerinde kök salmuş ezber yaklaşımı varlığını sürdürüyor. Matematik müfredatı eleştirisinin temel noktası şudur: müfredat içerik yoğunluğunu azaltmak yerine arttırır ve öğrenciden her konuya aynı derinlikte hâkim olmasını bekler. Bu beklenti gerçekçi olmadığı için uygulamada öğretmen mecburen hız yapar; kavramsal açıklama için zaman kalmaz. "Formülü ez, sonraki konuya geç" döngüsü bu yapısal baskıdan kaynaklanır. Matematik müfredatı eleştirisi bir boyutuyla sınav mimarisiyle de bağlantılıdır. Üniversiteye giriş sınavları belirli soru tiplerini ölçer. Bu tipler belirlenince geriye doğru müfredat dizaynı devreye girer: sınav ne ölçüyorsa müfredat onu öğretir. Sınav kavramsal anlayış yerine prosedürel beceriyi ölçtüğünde, müfredat da o yönde şekillenir. Uluslararası PISA verilerine bakıldığında, Türkiye matematik performansının OECD ortalamasının altında seyrettiği görülür. Bu performansın ardındaki nedenler arasında öğrenme kalitesi ile kapsam arasındaki dengesizlik öne çıkmaktadır. Daha az konu, daha derin öğrenme yaklaşımını benimseyen bazı ülkeler hem kavramsal anlayış hem de problem çözme performansında daha iyi sonuç almaktadır. Müfredatı değiştirmek gereklidir fakat yeterli değildir. Öğretmen yetiştirme programları kavramsal matematiği öğretmeyi desteklemeli; sınav sistemleri bu öğrenmeyi ölçmeli. Üç bacağı bir arada değiştirmeden matematik müfredatı eleştirisi sorunun yüzeyini kazır, köküne inemez.