Karakalemden yağlıboyaya geçiş benim için ani bir karar değil, iki yıllık kademeli bir dönüşümdü. Karakalem benim güvenli limanımdı; hata yapınca siliyordum, tone değişimi kolaydı, maliyeti düşüktü. Yağlı boyaya geçmeyi defalarca erteledim. Karakalemden yağlıboyaya geçişte ilk zorluk zihinsel engeldi. Yağlı boyada silgi yok. Yanlış renk sürüldüğünde düzeltmek farklı bir teknik gerektiriyor. Bu esnekliğin kaybı beni başlangıçta ciddi biçimde yavaşlattı. Temel farklılıkları öğrenmek zaman aldı: Renk kuruma süreleri, karıştırma teknikleri, fırça temizleme, tiner kullanımı. İlk tablolarda renkler çamurlaştı çünkü yeterince kurumasını beklemeden üstüne bindirdim. Bu hata karakalemde olmazdı; yağlı boyanın kendi disiplini var. Ama bir noktada dönüşüm başladı. Karakalemden yağlıboyaya geçiş tamamlandığında şunu anladım: Yağlı boya bir özgürlük de taşıyor. Katman üstüne katman, ışığın yönetimi, rengin derinliği. Bunlar karakalemde bu kadar zengin değil. İki yılın sonunda karakalem hâlâ çalışıyorum ama artık yağlı boyanın mantığını anladığım için. Her iki ortam birbirini besledi. Karakalemden yağlıboyaya geçiş bir sonlanma değil; ikisini bir arada tutmayı öğrenmek. Geçişi ertelemek için korkuyu bahane kullandım; o zamanı çok daha erken harcamayı dilerdiğim bir pişmanlık oldu.