Gönüllülük taahhüdü konusunda iki zıt yaklaşım var: "Bir kez gel, katkın olsun" anlayışı ile "Uzun vadeli bağlılık olmadan gerçek etki olmaz" görüşü. Her ikisinin de güçlü argümanları mevcut. Kısa vadeli gönüllülük, tek etkinlikten birkaç haftaya kadar uzanan katılımı tanımlıyor. Bu formun en güçlü yanı düşük giriş eşiği. Gönüllülüğe yeni başlayanlar, meşgul profesyoneller veya bir kuruluşu tanımak isteyenler için kısa dönemli katılım gerçekçi bir seçenek. Organizasyonlar da bu formattan büyük etkinliklerde, belirli projelerde veya mevsimsel ihtiyaçlarda yararlanabiliyor. Kısa vadeli gönüllülüğün sınırı ise etki derinliği. Birkaç gün ya da bir etkinlikle elde edilen katkı çoğunlukla yüzeysel kalıyor. Karmaşık toplumsal sorunların çözümü, süreç bilgisi ve güven ilişkisi gerektiriyor. Bunlar zaman içinde birikiyorlar. Uzun vadeli gönüllülük, altı aydan yıllara uzanan taahhütleri kapsıyor. Bu formun en güçlü yanı birikimli etki. Düzenli olarak gelen bir gönüllü, organizasyonun iş akışını anlıyor; insanlarla ilişki kuruyor ve zamanla daha özerk ve değerli katkılar üretiyor. Uzun vadeli gönüllülüğün zorluğu sürdürülebilirlik. Çalışma koşulları, aile durumu veya ilgi alanları değiştiğinde uzun taahhütleri sürdürmek güçleşiyor. Motivasyon kaybı ve tükenmişlik bu formun bilinen riskleri. Hangi form hangi pozisyon için uygun? Spesifik, tek seferlik becerilerin transferi (web sitesi tasarımı, etkinlik organizasyonu gibi) için kısa dönemli gönüllülük mantıklı. Çocuk eğitimi, yaşlı bakımı veya danışmanlık gibi ilişki gerektiren alanlarda uzun vadeli taahhüt çok daha değerli. Organizasyonlar açısından sağlıklı bir gönüllü tabanı bu iki tipin dengesini barındırmalı. Kısa dönemli gönüllüler taze enerji ve çeşitli beceriler getiriyor; uzun dönemliler kurumsal hafızayı ve istikrarı taşıyor. Bu dengeyi kurmak, organizasyonun gönüllü yönetimi olgunluğunu gösteriyor.