Pazar alışverişiyle yemek yapımı benim için uzun zamandır başkalarının yaptığı bir şeydi. Annem pazar çantasını alır giderdi, ben zaten hazır yemek ya da poşet malzemeyle idare ederdim. Ta ki tek başıma yaşamaya başlayana kadar. O ilk pazar sabahı biraz çekinerek çıktım. Sürü gibi insanlar, yığın yığın sebze, bağıra bağıra satan tezgahtar. Nereye bakacağımı bilemedim başta. Elim boş gezdim biraz, fiyatları kıyasladım, hangisi taze hangisi değil. Pazar alışverişiyle yemek yapımının en zor kısmı plansız olmaydı. Süpermarkete gittiğimde tarifi bilirim, malzemeleri alırım gelirm. Pazarda ise domates güzelmiş, alayım dedim; sonra ne yapacağım bilmiyorum. Biber ucuzmuş, bir de o. Eve gelince içinde ne var bakıyorum, yemek çıkar mı diye hesap yapıyorum. O ilk akşam yemeği ne çıkacak bilmiyordum. Domates, biber, soğan, bir kısım makarna. Makarnalı domates sosu yaptım; çok basit ama tamamen benim seçimlerimden doğmuştu. Tabağa koyduğumda garip bir gurur hissettim. Pazar alışverişiyle yemek yapımı alışkanlık haline gelince mevsim farkındalığı kazandım. Ocakta taze domatesin olmadığını gördüm; söz dinledim ve beklemeyi öğrendim. Nisan'da çilek çıkınca masaya oturup sadece çilek yedim bir öğle, başka bir şeye ihtiyaç yoktu. O ilk günden bu yana her hafta pazara gidiyorum. Artık ne alacağımı biliyorum, hangi tezgahta ne iyi oluyor biliyorum. Bu bilgiler küçük ama edinilmesi zaman alan şeyler. Kendi yemeğini yapmak, kendi hayatını kurmakla aynı his; biraz sabır, biraz deneme.