Hollywood bağımsız sinema karşılaştırması yapıldığında iki dönemin sinemadan ne istediğini, nasıl finanse edildiğini ve neden bu kadar farklı filmler ürettiğini anlamak gerekiyor. 1970'lerin Yeni Hollywood'u ile 1990'ların bağımsız dalgası yüzeysel benzerlikler taşısa da asıl ayrışma noktalarda yatıyor. 1970'lerin Yeni Hollywood'u, büyük stüdyo sistemi içinde ortaya çıktı. Francis Ford Coppola, Martin Scorsese ve Robert Altman gibi yönetmenler stüdyo altyapısını kullanarak bütçeli ama sanatsal bağımsızlıkla film çektiler. Bu dönemin ayırt edici özelliği, Avrupa art sinemasının anlatı anlayışını Amerikan türleriyle (suç, western, savaş filmi) kaynaştırmasıydı. Bittik sona gelmeyen, ahlaki muğlaklıkla dolu ve ana karakterlerin zaman zaman başarısız olduğu filmler. Stüdyolar, gişe düşüşünü yaşarken bu yönetmenlerin getirdiği taze anlatı diliyle yeniden izleyici buldu. Hollywood bağımsız sinema karşılaştırmasında 1990'lar farklı bir dinamiğe sahip. Sundance Film Festivali ve video kiralama pazarının genişlemesiyle düşük bütçeli yapımlar dağıtım kanalı buldu. Bu filmler stüdyo dışında, bağımsız prodüksiyon şirketleri aracılığıyla hayata geçti. Finansman risk profili tamamen farklıydı: Küçük bütçe hem kaybı sınırladı hem de yaratıcı özgürlüğü artırdı. 1990 bağımsız sinemasının anlatı yapısı da farklıydı. Doğrusal olmayan kurgu, günlük hayatın ağır çekimi ve büyük dramatik çözümlere ihtiyaç duymayan sonlar daha belirgin hale geldi. Bu dönemde geliştirilen anlatı dili daha sonra ana akım sinemayı da doğrudan etkiledi. İki dönem arasındaki kritik fark, risk sahibinin kim olduğu. Yeni Hollywood'da stüdyolar riski taşıdı. 1990'larda bağımsız yapımcılar ve yönetmenler bu riski kendi üstüne aldı; bu da hangi hikayelerin anlatılabileceği üzerinde yapısal farklılık yarattı. Her iki dönem de sonrasında endüstride yeniden normalleşme süreçleri yaşadı. Stüdyolar franchiselar ve blokbasterlerle kontrolü yeniden aldı; bağımsız dağıtım ise streaming platformlarıyla yapısal olarak dönüştü.