Doğa koruma yanılgıları, bazen en iyi niyetli insanların dilinden düşmez. Bu yanılgılar bilgisizlikten değil, karmaşık ekoloji biliminin popüler kültüre aktarılırken uğradığı basitleştirmelerden doğar. Peki hangi yaygın inanışların altı gerçekten dolu? Birinci yanılgı: "Doğa kendi kendine iyileşir." Ekosistemler gerçekten esnektir, ancak bu esnekliğin sınırları var. Bir biyotop yeterince tahrip olduğunda geri dönüş onlarca yıl sürebilir; bazı türlerin yok oluşu ise geri döndürülemez. "Doğa halleder" tutumu, müdahale gerektiren sorunların görmezden gelinmesine zemin hazırlar. İkinci yanılgı: "Nesli tükenen türler yalnızca tropikal ormanlarda yaşar." Biyoçeşitlilik kaybı tüm ekosistemler için geçerli. Türkiye'deki tatlı su ekosistemlerindeki tür kayıpları, pek çok insanın farkında olmadığı doğa koruma yanılgılarından biridir. Üçüncü yanılgı: "Geri dönüşüm yeterli." Geri dönüşüm döngünün bir halkası, ancak tümü değil. Geri dönüştürülemeyen plastik türlerinin çokluğu, kirliliği azaltmak yerine yönetme yaklaşımının sınırlılığını gösterir. Dördüncü yanılgı: "Yerli bitkiler her zaman daha iyidir." Yerli türlerin korunması değerlidir; ancak bazı ekosistemler yüzyıllar içinde yabancı türleri de bünyesine katmış ve yeni bir denge kurmuştur. Her yabancı tür istilacı olmaz. Beşinci yanılgı: "Karanlık denizler kirli denizlerdir." Biyoluminesans gibi doğal fenomenler insanları şaşırtır. Berrak su her zaman temiz su değildir; bazı kirletici maddeler görünmezdir. Altıncı yanılgı: "Orman yanınca her şey biter." Yangınlar bazı ekosistemler için doğal bir döngünün parçasıdır. Meşe ormanları gibi habitatlar, belirli aralıklı yangınlara uyarlanmış türler barındırır. Yedinci yanılgı: "Şehirlerde biyoçeşitlilik olmaz." Kentsel ekosistemler, doğru tasarlandığında önemli biyoçeşitlilik alanları olabilir. Çatı bahçeleri ve kentsel koridor uygulamaları bu alanda umut verici örnekler sunuyor. Sekizinci yanılgı: "Büyük hayvanlar küçük hayvanlardan daha önemli." Ekosistem işlevselliği açısından solucanlar, böcekler ve mantarlar çoğu zaman "karizmatik" memelilerden daha kritik roller üstlenir. Dokuzuncu yanılgı: "Deniz koruma alanları denizi korur." Kâğıt üzerinde oluşturulan ama denetlenmeyen koruma alanları fiilen işlev görmez. Doğa koruma yanılgıları içinde en yaygın olanlardan biri de budur. Onuncu yanılgı: "Bireysel eylemler yeterli değildir." Bu yanılgı diğer yönde çalışır: büyük yapısal dönüşümler zorunlu olsa da bireylerin ortak eylemi, tüketim normlarını ve siyasi baskıyı şekillendirir. İki düzlem birbiriyle çelişmez.