Kişisel gelişim dünyasının en yaygın ve en zararlı mesajlarından biri şu: Başarısız olduğunda tek sorumlunun kendin olduğunu unut gitsin. Başarısızlık sorumluluğu eleştiri tam da bu mesajın ne kadar yetersiz ve tehlikeli olduğuna odaklanıyor. Bu söylem, bireysel ajansı aşırı yükseltiyor. Sanki yeterince isterseniz, yeterince çalışırsanız, yeterince motive olursanız, her engel aşılabilirmiş gibi sunuluyor. Peki ya ekonomik eşitsizlik? Aile desteğinin yokluğu? Sistemik ayrımcılık? Coğrafi dezavantaj? Bunlar birer bahane olarak çerçeveleniyor, kişisel inisiyatifin önünde duran geçici engeller olarak. Başarısızlık sorumluluğu eleştiri burada yapısal körlüğü gösteriyor. Stanford sosyologlarının verilerine göre, bireyin çabası ile sonuç arasındaki ilişki sosyal sermaye, erişim imkânı ve şans faktörleri gibi değişkenler tarafından güçlü biçimde şekillendiriliyor. Bunu görmezden gelen her başarı anlatısı, seçilmiş hayatta kalma yanılgısına, survivor bias, dayanıyor. Psikolojik hasar da gerçek. Başarısız olduğunda sistemde değil, kendinde sorun aradığında kronik suçluluk ve yetersizlik hissi derinleşiyor. Klinik psikologlara göre bu tablo depresyon ve tükenmişlik için zemin hazırlıyor. Bir diğer boyut: Bu söylem aynı zamanda mevcut düzene de hizmet ediyor. Başarısız olan bireyi suçlamak, başarısızlığı üreten koşulları değiştirme baskısını azaltıyor. "Sen yeterince çalışmadın" demek, "sistem bu insanlara adil davranmıyor" demekten çok daha rahat. Başarısızlık sorumluluğu eleştiri bireysel hesap verebilirliği reddeden bir nihilizme çağrı değil. Kişisel eylem önemli; ama koşullar da önemli. İkisini birden görmek, hem daha dürüst hem de daha merhametli bir tutum.