Toros Dağları doğa parkı alanı, Türkiye'nin en geniş ve en çeşitli dağ ekosistemini kapsıyor. Güneybatıdan Doğu Anadolu'ya uzanan bu kıvrımlar boyunca biyoçeşitlilik üst düzeyde; fakat bu çeşitlilik homojen dağılmıyor. Toros ekosisteminin biyolojik zenginliğinin temel nedeni, coğrafi geçiş pozisyonu. Akdeniz havzasından Anadolu yüksek platosuna, oradan güneydoğu step ekolojisine uzanan bu geçiş hattı, farklı iklim rejimlerinin bitki topluluklarını bir arada tutuyor. Pek çok endemik bitki türünün Toros orijinli olması tesadüf değil. İnceleme açısından alan homojen değil. Batı Toroslar ile Orta Toroslar arasındaki fark belirgin. Batı kesim, Antalya ve Muğla vilayetleri yakınlarında turizm altyapısıyla daha erişilebilir hale getirilmiş. Orta ve Doğu Toroslar ise daha az keşfedilmiş, altyapı açısından daha kısıtlı ama biyolojik açıdan daha az bozulmuş. Toros Dağları doğa parkı sınırları içinde kalan alanların bir kısmı milli park statüsünde, bir kısmı ise tabiat parkı ya da koruma alanı tanımında. Bu statü karmaşası yönetim ve ziyaretçi bilgilendirmesi açısından soruna yol açıyor. Hangi alanın nasıl bir koruma altında olduğu her zaman net değil. Yabani hayvan çeşitliliği açısından söylenemeyecek ama not edilmesi gereken nokta şu: Vaşak (Lynx lynx) gibi kritik üst avcı türlerin Toroslar'da kayıt altına alınmış olması, ekosistem sağlığının belirli bir eşiğin üzerinde olduğuna işaret ediyor. Ama av baskısı ve habitat parçalanması bu görünümü tehdit ediyor. Ziyaret deneyimi açısından Toroslar, tek tip bir değerlendirmeye gelmiyor. Sarp vadiler, yüksek yaylalar ve kaya formasyonları farklı ziyaretçi profillerine hitap ediyor. Dağcılık, botanik gezi ve kanyoning için her kesim farklı koşullar sunuyor. Eleştirel bir not: Toros Dağları doğa parkı tartışmasında "koruma" söylemi zaman zaman gerçeklik karşısında yetersiz kalıyor. Taş ocağı açmaları, yol genişletmeleri ve baraj projeleri koruma statülü alanlarda süregelen müdahaleler arasında yer alıyor.