MAC adresi filtreleme, ev ve küçük işletme ağlarında sıkça başvurulan bir yapılandırma seçeneği. Fikir şu: Yalnızca onaylı cihazların MAC adreslerini listeye eklersin, listedeki adreslerden gelmeyen bağlantıları reddedersin. Kâğıt üzerinde mantıklı görünüyor. Pratikte MAC filtreleme miti olarak sınıflandırılmasının nedeni, bu önlemin teknik gerçeklikle çelişen bir varsayımlar bütünü üzerine kurulu olması. MAC adresi filtrelemenin çöktüğü ilk nokta: MAC adresleri ağ üzerinde şifrelenmeden iletilir ve pasif dinleme ile kolayca okunabilir. Bir saldırgan kablosuz ağ trafiğini birkaç dakika izlediğinde, ağda aktif olan onaylı cihazların MAC adreslerini öğrenir. Sonraki adım: Kendi ağ arayüzünün MAC adresini bu listeden birine değiştirmek. MAC adresi sahteciliği (spoofing) her işletim sisteminde birkaç terminal komutuyla gerçekleştirilen, on yıllardır belgelenmiş bir teknik. MAC filtreleme miti bu noktada teoriden çıkıp operasyonel bir başarısızlığa dönüşüyor. İkinci yapısal sorun: Yönetim yükü güvenlik kazanımının çok ötesinde. Her yeni cihazın MAC adresini elle listeye eklemek gerekiyor. Misafir cihazlar için geçici erişim yönetmek zahmetli. Bazı modern cihazlar gizlilik amacıyla her ağa bağlanışta rastgele MAC adresi kullanıyor; bu cihazların MAC filtreleme altında yönetimi ek karmaşıklık üretiyor. Tüm bu yönetim yükü, gerçekte hiçbir güvenlik katmanı eklemeyen bir mekanizma için harcanıyor. Güçlü kimlik doğrulama ve şifreleme protokolleri olmadan MAC filtreleme anlamsız; bu protokollerle birlikte kullanıldığında ise MAC filtrelemenin ek katkısı ihmal düzeyinde kalıyor. Bir ağın güvenliği, erişimi kabul eden mekanizmanın güvenilebilirliğine bağlı. MAC adresi taklit edilebilen bir kimlik belgesi olduğundan bu belgeyi doğrulayan sistem, doğruladığı şeyin gerçekliğini hiçbir zaman teyit edemez. Bu yapısal yanılgının farkında olmadan MAC filtrelemeyi güvenlik politikası saymak, kapının önüne konulmuş bir dekor kilidi ile kapıyı kilitli saymak kadar yanıltıcı.