Kazdağları yaban domuzu karşılaşması tam yanlış saatte, yanlış yerde oldu. Sabahın beşinde kamp yerimizden çıkmış, yalnız yürüyüşe gidiyordum. Ekip hâlâ uyuyordu, ben uyuyamamıştım. Meşe ormanının içine girdim, ışık henüz zor süzülüyordu. Bir ses duydum. Önce ağaç dalı kırmak gibi bir ses. Sonra soluk bir hışırtı. Durdum. On metre ileride iki karaltı belirdi. Büyük, alçak, hızlı, Kazdağları yaban domuzu çifti. Annenin önünde de yavruları vardı, onu bir an için göremedim ama ardından belirdi. Hiçbir şey düşünmek için vakit olmadı. Olduğum yerde dondum. Bir şey hatırladım: vahşi hayvanlarla karşılaşınca kaçma. Kaçınca içgüdü devreye giriyor ve takip başlıyor. Bunu bir doğa belgeselinde görmüştüm. O bilgi tam o an devreye girdi. Yaban domuzu duyarlı hayvanlardır. Görme keskinlikleri zayıftır ama koku ve işitme son derece güçlüdür. Ben orman içinden geliyordum, rüzgar benden onlara gidiyordu yani koku taşımıyordu. Ses çıkarmamıştım. Belki bu yüzden fark etmediler. Yaklaşık otuz saniye öylece baktılar ve yavaşça ormana döndüler. Kazdağları yaban domuzu ailesi gözden kaybılınca bacaklarım titredi. Geriye döndüm. Adım başı arkama döndüm. Kamp yerine geldiğimde birini uyandırdım ve anlattım. "Neden gittin zaten?" dedi. Haklıydı. O deneyimden sonra doğa yürüyüşlerine bakışım değişti. Yalnız yürüyüş, küçük bir kayalıktan atlamak değil. Başka bir alan kuralı var orada. Kazdağları yaban domuzu karşılaşması bana şunu öğretti: ormanın sakinleri sizi konuk olarak kabul eder ama ev sahibi onlar. Sessiz, dikkatli ve saygılı olmak bir tercih değil, zorunluluk. Şimdi doğaya çıkarken birkaç basit şeye dikkat ediyorum: sabah çok erken yalnız çıkmamak, ekiple kalmak, ses çıkarmak, bu son madde ilginç, yaban hayvanlarıyla karşılaşmamak için yürürken konuşmak veya zaman zaman dalı kırmak. Varlığınızı duyurursanız genellikle hayvanlar yerini değiştirir. O sabah öğrendiğim her şeyi bir sonraki Kazdağları yürüyüşünde uyguladım.