Seramik kurs deneyimim bir arkadaşın önerisiyle başladı. 'Çömlek yapacaksın, çarkta çevireceksin, çok eğlenceli' dedi. Ben de evet dedim, aklımda film sahneleri vardı; dönen çark, şekillenen kil, güzel bir vazo. Gerçek biraz farklı çıktı. Kursa gittiğim ilk gün bana kilden ufak bir top verdiler ve masanın üzerinde yoğurmamı söylediler. On beş dakika boyunca sadece kil yoğurdum. Neden? Havanın çıkması için. Kil içinde hava kalırsa fırında patlıyor. Bunu öğrenmem seramik kurs deneyimimin ilk sürprizi oldu. İkinci sürpriz çarkın ne kadar zor olduğuydu. Çark dönerken eli kilden kaldırırsan şekil çöküyor. Baskıyı hafif artırırsan bir yere oturuyor, fazla artırırsan dağılıyor. O gün otuz dakika çalışıp sadece bir kez kabul edilebilir bir silindir çıkardım. Öğretmenim 'çok iyi gitti' dedi. Gerçekten mi? diye düşündüm. Üçüncü sürpriz boyama değil sırlama konusuydu. Sır, pişmeden önce asıl rengini göstermiyor. Benim koyduğum bej sır, fırından koyu kahverengi çıktı. Renk tahmini doğrudan mümkün değil, deneyimle öğreniliyor. Dördüncü şaşırma anı ise fırın beklentisi oldu. Eserimi fırına koyduk, haftaya çıkacaktı. O hafta boyunca gitmeyeceğim seramiği düşündüm. Seramik kurs deneyimi beklemeyi de içeriyor demek; sonuçlar sabahın beşinde gelmiyor. Fırından çıkan vazo mükemmel değildi. Hafif eğriydi, sırın bir tarafı fazla yoğundu. Ama ellerimle yaptığım bir şeydi. Şimdi mutfak tezgahında duruyor, içinde küçük bir saksı bitkisi var.