Trafik kamerası sistemi, Türkiye'de giderek artan bir yoğunlukla yollara yayılıyor. Ancak bu yayılımın arkasındaki öncelik gerçekten trafik güvenliğini artırmak mı, yoksa ceza geliri elde etmek mi? Bu soruyu sormak meşru, çünkü kameraların konuşlandırıldığı noktalar çoğunlukla kaza riski yüksek alanlarla örtüşmüyor. Trafik kamerası sistemi caydırıcı olmak için belirli koşullar gerektiriyor: Sürücünün kameranın konumunu bilmemesi, tutarlı ve yüksek yakalanma olasılığı algısı ve cezanın davranışı değiştirmesi için zamanında uygulanması. Türkiye'deki mevcut yapıda ise kameralar belirli noktalarda yoğunlaşıyor, sürücüler navigasyon uyarıları sayesinde önceden bilgileniyor ve yavaşlayıp geçtikten sonra tekrar hız yapıyor. Bu davranış değişiklik yaratmıyor, yalnızca anlık uyum sağlıyor. Gerçek caydırıcılık için trafik kamerası sistemi daha geniş ağda değişken noktalara dönüşmeli; bölüm hızı ölçümü gibi yaklaşımlar benimsenmeli. Öte yandan kesilen cezaların ne kadarının tahsil edildiği ve bu gelirin trafik güvenliği yatırımlarına ne ölçüde aktarıldığı kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılmalı. Aksi hâlde trafik kamerası sistemi, yol güvenliğini artıran bir araç olmaktan çıkıp kamu güvensizliğini besleyen bir mekanizmaya dönüşüyor.