Kelebek Vadisi tırmanış denildiğinde kimse sizi tam hazırlamaz. Fotoğraflarda sarp kayalıklar ve mavi koy görünür; ama nefes kesen güzelliğin yanında nefes kesen bir tırmanış da sizi bekler. Ölüdeniz'den tekneyle koya ulaştığımızda vadiye yukarı çıkan patika görünüyordu. "İnmek isteyenler buradan" dedi kaptan. Beş-altı kişi ile birlikte karaya çıktım. Patika ilk yüz metrede masum görünüyordu; sonra dikleşmeye başladı. Kelebek Vadisi tırmanışının orta noktasında, neredeyse dörtnala tırmanırken bacaklarım tutmaya başladı. Bir kaya üstüne oturup solukladım. Altıma baktım, koy çok aşağıda kalmıştı; turkuaz rengi müthişti. Denizin o rengi, kayaların beyazıyla yarışıyordu. İşte tam o an, bitkinliğin ortasında güzelliği anladım; yoksa bana göstermiyordu, yolu hak etmek gerekiyordu sanki. Zirveye çıktığımızda vadinin içi açıldı. Kayalık duvarlarda kelebek yuvalarını gösteren işaretler vardı; mevsim değildi ama hayal ettim. Rüzgar yukarıda daha sertir, bir süre oturdum, sadece baktım. İniş daha tehlikeliydi çıkıştan. Kayalık ve dik bir patikada diz çökerek, elleri kayaya koyarak indim. Koya döndüğümde denize daldım; o su, o an, o yorgunluk hepsi bir aradaydı. Kelebek Vadisi tırmanışından döndükten sonra koyda yüzüp yatanları gördüm. Hiç tırmanmadan da güzel bir gündü onlar için. Ama ben o kaya üstünde oturup gördüğüm manzaranın onlara nasıl anlatılacağını bilemedim. Bazı şeyler bacakların yorgunluğunun içinde saklıdır.