Wittgenstein dil oyunları eleştirisi, 20. yüzyıl analitik felsefesinin en çarpıcı kavramsal dönüşümlerinden birine odaklanıyor. Ludwig Wittgenstein'ın geç dönem düşüncesinde merkezi bir yer tutan dil oyunları kavramı, dilin anlam kazandığı bağlamların çokluk ve çeşitliliğini ön plana alıyor. Bu yaklaşım pek çok felsefi sorunu yeniden çerçeveledi; ama aynı zamanda yeni sorular da doğurdu. Wittgenstein dil oyunları eleştirisi ilk olarak açıklayıcı güç sorununa yöneliyor. Wittgenstein, anlamın kullanımdan ibaret olduğunu ve farklı dil oyunlarının farklı kurallar işlettiğini savunur. Bu çerçeve felsefi yanılgıların çoğunun dili "tatilden" çekmekten, yani bir bağlamın kavramlarını başka bir bağlama taşımaktan, kaynaklandığını gösterme konusunda son derece verimli. Ama eleştirmenler bu yaklaşımın anlam sorununu çözmek yerine ertelediğini öne sürüyor: dil oyunlarının kendisini hangi çerçeveden değerlendireceğiz? Dil oyunları kavramı ayrıca tutarlı bir kültürler arası anlayışı zorlaştırma riskini taşıyor. Eğer anlam tamamen belirli bir yaşam biçimi ve pratikler bütünüyle bağlantılıysa, farklı yaşam biçimlerinden gelen aktörlerin birbirini anlamasının temeli ne olacak? Bu radikal bağlamcılık çoğulculuğa alan açıyor; ama aynı zamanda ortak anlamlar inşa etmenin koşullarını sorgulanır hale getiriyor. Öte yandan Wittgenstein'ın en önemli katkısı tam da bu noktada açığa çıkıyor: filozofları soyut evrensel anlam arayışından çekip gerçek dil pratiklerine, insan etkinliklerine ve sosyal bağlamlara yönlendirmek. Bu yönelim dilbilim, sosyoloji ve antropoloji için verimli bir felsefi kaynak oldu. Wittgenstein dil oyunları eleştirisi yapılırken şunu kabul etmek gerekiyor: kavram yanıltıcı bir basitlikle sunulduğunda çok şeyi açıklıyor gibi görünür, ama anlam üzerine derin sorular sormaya devam eden filozoflar için sonunda yetersiz kalıyor. Bu yetersizlik bir kusur değil, felsefenin devamlılığının işareti.