Eğitim kalitesini iyileştirmek isteyen her sistem tartışmasının odağında aynı soru var: Öğretmenler yeterince değer görüyor mu? Türkiye'de öğretmen maaşı sorunu, bu soruya net bir cevap veriyor, hayır. Uluslararası karşılaştırmalar, yüksek performanslı eğitim sistemlerinin öğretmeni hem ekonomik hem sosyal olarak yüksek statüde konumlandırdığını gösteriyor. Finlandiya, Singapur ve Japonya gibi ülkelerde öğretmenlik, rekabetçi bir kariyer seçeneği. Bu ülkelere öğretmen açığı tartışmaları taşındığında anlayışla karşılanmıyor; çünkü öğretmenlik mesleği cazip. Öğretmen maaşı sorunu salt bir ücret meselesi değil. Düşük maaş, mesleğin sosyal prestijini de etkiliyor. Prestij düşünce en yetenekli adaylar farklı alanlara yöneliyor, mesleğin genel kalitesi zamanla aşınıyor. Bu bir kısır döngü: Düşük maaş → düşük prestij → düşük aday kalitesi → düşük eğitim kalitesi → maaşı artırmak için siyasi irade yok. Bir de mevcut öğretmenlere etki var. Düşük ücretle çalışan bir öğretmen mesleki gelişimine zaman ya da kaynak ayırma lüksüne sahip olmayabiliyor. Ek iş yapmak zorunda kalan öğretmen, sınıfa enerjisinin en verimli halini taşıyamıyor. Öğretmen maaşı sorunu için basit bir çözüm reçetesi sunmak mümkün değil; bütçe kısıtları gerçek. Ama öncelikler tercih meselesi. Eğitime stratejik yatırım yapan toplumların uzun vadede ekonomik ve sosyal kazanımları elde ettiği, araştırmalarla defalarca belgelendi. Öğretmeni ödüllendirmek yatırım, onu küçümsemek ise ertelenmiş bir maliyet.