Fotoğrafçılıkta üç temel parametre var: diyafram, ISO ve enstantane hızı. Bunların birbirini etkilediğini öğrenmek, fotoğrafı bir bütün olarak kavramanın kapısını aralıyor. Enstantane hızı bu üçlünün içinde hem hareketi dondurmak hem de pozlamayı dengelemek için kritik rol üstleniyor. Enstantane hızı, deklanşörün açık kaldığı süreyi ifade eder. 1/1000 saniye mi yoksa 1 saniye mi? Bu fark, fotoğraftaki görüntüyü köklü biçimde değiştirir. Hızlı enstantane, hareketi dondurur. Koşan bir atletin, havada süzülen bir kuşun ya da çarpışan su damlacıklarının net ve keskin yakalanabilmesi için 1/500 ya da 1/1000 gibi kısa süreli açılımlar gerekir. Yavaş enstantane ise hareketi bulanıklaştırır. Bir nehrin uzun pozlanmayla ipe benzeyen akışkan bir görüntüye dönüşmesi, arabaların gece yolda bıraktığı ışık izleri, bunlar yavaş enstantane hızının eseridir. Peki enstantane hızı ile alan derinliği arasındaki ilişki nedir? Bu iki parametre doğrudan birbirini belirlemiyor ama birbirinin sonuçlarını dengeleyen bir ilişki içindeler. Şöyle düşünün: derin alan derinliği için küçük diyafram açıklığı (büyük f sayısı) kullanmak gerekir. Küçük açıklık daha az ışık demektir. Aynı pozlamayı korumak için ya enstantane hızını düşürmek (daha uzun süre açık tutmak) ya da ISO'yu artırmak gerekir. Enstantane hızı düşürülürse, hareket eden nesnelerde bulanıklık oluşabilir. Tersine, sığ alan derinliği için büyük açıklık (küçük f sayısı) kullanıldığında daha fazla ışık girer; bu durumda enstantane hızı artırılabilir ya da ISO düşürülür. Enstantane hızı seçerken el titremesi de göz önünde bulundurulmalı. Genel kural: enstantane hızı, lens odak uzaklığının 1/X'inden kısa olmalı. 50mm lens kullanıyorsanız, el titremesinden kaçınmak için en az 1/50 saniye önerilir. Daha yavaş hızlarda tripod şart. Bu üç parametreyi birlikte düşünmek, fotoğrafçılıkta gerçek kontrolün başlangıcıdır.