Derrida dekonstruksiyon différance, yirminci yüzyıl kıta felsefesinin en tartışmalı ve en sık yanlış anlaşılan kavramsal çiftini oluşturur. Dekonstruksiyon bir yıkım yöntemi değildir; metinlerin kendi içlerinde taşıdıkları gerilimi, bastırılmış alternatifleri ve varsayımsal temellerin dağılma noktalarını okuma pratiğidir. Différance, Derrida'nın différer fiilinin iki anlamından eş zamanlı yararlanmasıyla türettiği bir neo-grafemdir: farklılık (to differ) ve erteleme (to defer). Saussure'ün gösterge anlayışında anlam, gösterge ile gösterilen arasındaki ilişkiden değil; göstergelerin birbirleriyle kurduğu farklar sisteminden kaynaklanır. Derrida bu yapıyı alır ve radikalleştirir: Anlam yalnızca farklılıkla değil, aynı zamanda sürekli ertelemeyle üretilir. Nihai referent, tam ve kapalı anlam, asla gelmeyen bir şeydir; metin her okumada yeniden açılır. İz (trace) kavramı différance'ın ontolojik boyutunu tamamlar. Her gösterge, yokluğunda da bulunduğu önceki ve sonraki göstergelerin izini taşır. Bir kelimenin anlamı, o kelimenin kendi içinde değil; dışladıklarının, ondan farklılaştıklarının bastırılmış varlığında aranmalıdır. Bu nedenle Derrida dekonstruksiyon différance üçlüsünde hiçbir metin kendi dışına kapatılamaz; her söylem, kendi ötekisinin izini içinde barındırır. Ses-merkezcilik (phonocentrism) ve metafizik varlık anlayışına yönelik eleştiri, dekonstruksiyonun teolojik boyutunu oluşturur. Batı felsefesinde sözün yazıya; sesi taklit eden yazı işaretine üstün tutulduğunu savunan Derrida, bu hiyerarşinin anlık varlığa (presence) duyulan metafizik nostaljiyle bağlantılı olduğunu gösterir. Logos, telefon, ses, bunlar tam ve anlık anlamın garantisi olarak yazının önüne geçirilmiştir. Différance ise bu varlık metafiziğinin çözülme noktasını gösterir: Sesli iletişim bile erteleme ve fark içerir. Derrida'nın Husserl ve Heidegger okumaları, dekonstruksiyon pratiğinin en teknik örneklerini sunar. Husserl'in zaman-bilincindeki içsel retansiyon yapısını inceleyen Derrida, birincil bellekte bile farkın ve izin kaçınılmaz biçimde iş başında olduğunu gösterir; bu durum, Husserl'in peşinde olduğu saf şimdiki-an deneyiminin tutarsızlığını açığa çıkarır. Aleyhine yürütülen en etkili argümanlardan biri John Searle'ün Derrida dekonstruksiyon différance okumasına yönelik itirazıdır. Searle, Austin'in söz-eylem teorisinin Derrida tarafından yanlış yorumlandığını savunur; araçsal iletişim bağlamında yeterince belirlenmiş anlam mümkündür. Derrida'nın yanıtı, Searle'ün savunduğu belirlenimlilik için öne sürdüğü öncüllerin kendisinin sorunsallaştırılması gerektiği yönündedir. Edebiyat teorisi, hukuk felsefesi ve mimarlık gibi alanlarda Derrida dekonstruksiyon différance perspektifi yorumsal açıklık, çoğulculuk ve ideolojik okuma pratiklerinin teorik zeminini oluşturmaya devam etmektedir.