Sabah rutini deyince bir dönem gözlerim dönerdi. Saat beşte kalkan, soğuk duş alan, egzersiz yapıp günlük tutan insanların paylaşımlarını görür ve "bunlar beni değil" derdim. Sonra bir gece, işten eve dönerken kendimi derin bir bitkinlikte yakaladım. Sadece fiziksel değil, zihinsel. Her sabah ne yapacağımı bilmeden, apar topar başlıyordum güne. Reactive, değil proactive. Denemek istedim. Küçük başladım. Sabah rutinim başlangıçta şundan ibaretti: kahve yap, on dakika sessiz otur, telefona bakma. İlk hafta telefona bakmamak bile zordu. Sabah alarmını kapatır kapatmaz refleks gibi mesajları kontrol ediyordum. Bu alışkanlığı kırmak dışarıdan göründüğünden zor. İkinci haftadan itibaren sabah rutini oturmaya başladı. O sessiz on dakika, zihinsel olarak hazırlanma süresine dönüştü. Gün ne getirecekse, ona o sessizlikte biraz hazırlandım. Aylarca süren denemelerin sonunda şunu fark ettim: sabah rutini kontrol duygusunu geri veriyor. Günün bana olmasını beklememek, güne ben adım atmak. Küçük bir fark gibi görünüyor ama zihinsel etkisi büyük. Şimdi rutinim biraz daha uzadı. Sabah rutiniyle geçen o süre, günün en kaliteli parçası haline geldi. Telefonun, haberlerin, başkalarının taleplerinin henüz girmediği, sadece benim olduğum bir alan. Bunu deneyen herkese söylediğim şey şu: beş sabah bir haftada tutarsın tutamazsın, önemli değil. Bir haftayı tutabilirsen ikincisi daha kolay oluyor.