Üç yıl önce dolabımı açtığımda ne göreceğimi biliyordum: onlarca parça giysi, ama giyecek hiçbir şey yoktu. Fast fashion bırakma kararını verdiğim gün, aslında o dolabın önünde durduğum bir sabah geldi. Kaç tane aynı kesim t-shirt aldığımı saydım; yedi tane. Hepsini belki ikişer kez giymişim. O gün dolabımı köklü bir şekilde gözden geçirdim. İkinci el giyime geçiş fikri aklıma ilk geldiğinde biraz çekindim. "Başkasının giydiği şeyleri mi?" diye düşündüm doğrusu. Ama bir arkadaşım beni ikinci el kıyafet pazarına götürdü; orada ilk kez gerçekten kaliteli bir yün kazak dokundum, yeni fiyatının çok altında. O dokunuştan sonra bakış açım değişti. Fast fashion bırakma sürecinin ilk iki ayı kolay geçmedi. Alışveriş yapmak alışkanlıktan öte bir şeydi benim için; stresli günlerin ardından siteye girip yeni bir şeyler eklemek beni rahatlatıyordu. Bu duyguyu yönetmeyi öğrenmek, asıl zorlandığım kısım oldu. Bir şey almak istediğimde kendime iki hafta bekleme kuralı koydum. Çoğu zaman o iki hafta sonunda isteğin geçtiğini gördüm. İkinci el giyim alışkanlığım yerleşince fark ettim ki aslında daha iyi giyinmeye başladım. Daha az ama daha kaliteli parçalar seçiyordum. Bir blazer için dört farklı pazarı gezdim, sonunda mükemmel olanı bulduğumda üzerinde imalat yılı etiketini gördüm: 1998. Yirmi sekiz yıl önce dikilmiş, hâlâ tertemiz duruyordu. Bu, fast fashion bırakma kararımın ne kadar doğru olduğunu gösteren somut bir kanıttı benim için. Maddi kazanç açısından da hesap yaptım. Yılda giyime harcadığım tutarı karşılaştırdım: yeni kıyafet dönemimde ortalama beş kat daha fazla harcıyordum. İkinci el parçaların bakımına daha çok dikkat ettiğim için de eskiyip çöpe gitme süresi çok uzadı. En beklenmedik değişim ise çevreye bakışım oldu. Fast fashion bırakma yolculuğu beni tekstil endüstrisinin su tüketimi, kimyasal atıklar, emek sömürüsü konularında araştırmaya itti. Bir tişörtün üretilmesi için ortalama 2.700 litre su gerektiğini öğrenince, dolaptaki onlarca kullanılmamış giysi gerçek ağırlığını hissettirdi. Bugün dolabım çok daha küçük. Ama her sabah ne giyeceğime iki dakikadan fazla zaman harcamıyorum çünkü içindeki her parçayı gerçekten isteyerek seçtim. İkinci el giyime geçiş benim için sadece bir alışkanlık değişikliği olmadı; kendimle ve eşyalarımla kurduğum ilişkinin köklü bir dönüşümüydü.